Ard arda tecelli eden vefatlardan, doğrusu sarsılır olduk. Son sekiz ay içinde, kimleri yitirmedik ki, kimleri uğurlamadık ki... Bütün metanetimize rağmen, üst üste gelen acıların bıraktığı tortular, ister istemez insanı buruklaştırıyor. Ahmet Kabaklı Hocamızın vefatı ise, "son darbe" addedilebilir.
Hayatın en büyük gerçeği olmasına rağmen, ölümün "soğuk yüzü" ile sık sık karşı karşıya kalmak, tedirginlik doğuruyor.
Hangisine yanalım Daha önceleri de belirttiğimiz gibi; Yüce Allah''ın sabır ihsanı olmasa, kimbilir ne hale düşerdik. TÜRKİYE''ye intisap edişimizden bu yana yitirdiğimiz o kadar değerler var ki, hangisine tutuşalım, hangisine yanalım. Tümünün aziz ruhlarına fatihalar okuyarak, elemimizi dindirebiliyoruz, ama gerçekten de unutmak hiç mümkün mü? Gazetemizde, göz nuru dökerek, bilfiil yıllarca çalışan ve ebediyete inkal eden mensuplarımızı bu vesileyle bir kere daha anmak istiyoruz. Hakk''ın rahmetine kavuşan Mevlüt Işık, S. Ahmet Arvasi, Mehmet Emin Alpkan, N. Yıldırım Gençosmanoğlu, Mukbil Özyörük, Tarık Buğra, A. Yılmaz Boyunağa, Selahaddin Şar, Prof. Ayhan Songar, M. Sedat Işık, Ahsen Çetiner, Safiye Doğrular, İsmet Miroğlu, Prof. Aydın Taneri, Vecihi Ünal ve Prof. Abdülkadir Karahan''ın ruhları şad olsun. Bugün dualar ve gözyaşlarıyla defnedeceğimiz Ahmet Kabaklı Hoca''yı da Tercüman Gazetesi''ndeki günlerimizden ve çok yakından tanıyoruz. Dostluğumuz, her an daha gelişerek tamamı tamamına 41 yıl devam etti. Daha Mardin''den, İstanbul''a gelip Tercüman''a intisap ettiğimiz ilk yıllardan beri Kabaklı Hoca''nın hem sevgisine, hem şefkatine hem de öğrettiklerine mazhar olduk.
Kabaklı Hoca ile... O sıralarda, Tercüman''ın Umumi Neşriyat Müdürü Tevfik Erol, Yurt Haberleri Servisi Şefi Hasan Çeliker de Elazığlı olduğundan, aramızda tarifi imkansız bir bağ kurulmuştu. Yıllar sonra, çok sevdiği yeğeni Servet Kabaklı''nın devreye girmesiyle, ilişkilerimiz daha da samimileşti.
Özellikle Tercüman''da, Kabaklı Hoca''nın yakın ilgisi daha sonra "aile" çerçevesine de taşarak, sevgi ve saygının doruğuna erişmişti. Ünal Sakman, Vedat Zeydanlı gibi tanıdık isimlerin de oluşturduğu dostluk halkası, bir ömür boyu genişledikçe genişledi.
Aslında, Tercüman''dan Türkiye''ye kurulan köprünün üzerinden bütün geçenler aynı sevgiyi, aynı hoşgörüyü kısacası aynı inancı paylaştı.
Son görüşmemiz Bu dostluk köprüsünden geçenler arasından, Tarık Buğra, Mukbil Özyörük, Mevlüt Işık, Prof. Ayhan Songar, Prof. Aydın Taneri, Prof. Abdülkadir Karahan ve Ahmet Kabaklı, Hak''ka yürüdüler. Kimbilir yarın veya yarından daha yakın hangimiz, bu yolculuğa çıkacağız. Kabaklı Hoca ile çeşitli yurt içi gezilerimizin yanı sıra Fas ve ABD yolculuğumuz da olmuştu. Özel hayatında, inanılmaz derecede, "munis", "espritüel", "alçak gönüllü", "şen" ve "cömert" olan Ahmet Kabaklı Hoca ile son görüşmemiz, ne yazık ki, hastahane odasında oldu. Çok bitkin olmasına rağmen, "güleç yüzünü" esirgemek için büyük gayretler harcadığına tanık olduk. Yazılarına "hasret" kaldığımızı ifade ederken, "Hocam, ''Gün Işığında''yı ilk okuyan avantajımıza bir an önce kavuşmak istiyoruz" demekten kendimizi alamamıştık.
"Gün Işığında" Oysa, şimdi ''Gün Işığında''yı ebediyen okumamak durumundayız. Tıpkı, diğer tek tek yitirdiğimiz köşeler gibi... Her şeyden önce, gerçekten de, üstadlarından, değerlerinden koparılmış bir Genel Yayın Müdürü için elem verici bir süreç... Kabaklı Hoca''nın edebi, felsefi, siyasi ve yazarlık dehasını veya başarılarını anlatmaya değil satırlar, kitaplar bile kafi gelmeyebilir. Zaten, kurduğu "gözbebeği" gibi koruduğu Vakfı ile uzmanlar, bunu zaman içinde yapacaktır sanırız. Yeri kolay kolay doldurulamayacak bir şahsiyeti uğurlarken, tekrar "ruhu şad olsun" diyoruz. Nur içinde yat Hocam...

