Geçtiğimiz hafta, artık her pazar günü daha hafif ve renkli yazılarla huzurunuzda olma arzusunu dile getirmiştik. Ne var ki, bu pazar da bu sözümüzü yerine getiremiyoruz. Zira, aziz varlığımızı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.
Elden birşey gelmiyor Gerçi, bir gazetecinin babasının vefatı okurlarını direkt olarak ve çok derinden ilgilendirmiyor ama, yine de affınıza sığınarak bu satırları karalamaktan kendimizi alamıyoruz. Aslında, birçok okuyucu ve arkadaşımızın acımızı paylaşacağını biliyoruz. Neyleyelim. Elden birşey gelmiyor.. Sadece, "Yüce Allah, gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet-i alâ olsun" diyelim. Gerçekten de, ebediyete göç, büyük tecelli... Çok normal karşılanması gerekli bir son. Ancak, yakınların kaybı yine de bir acı en hafifinden bir burukluk bırakıyor. Hele, "Hacı Reşat" gibi babacan bir babanın yitirilmesi yüreklerimizi adeta dağlıyor...
Duasını eksik etmedi Üstelik, ondört ay kadar önce tutulduğu "amansız hastalık"la çok mücadele verdi. Son iki üç ay öncesine kadar, duasını ve merhametini çocuklarının, torunlarının üzerinden eksik etmedi. İnanır mısınız, yediği bir lokmanın helâl ve sağlıklı olup olmamasına ömrü boyunca dikkat ederken, israftan kaçındı. Vefatından bir süre önce, sanki bilincini yitirmişti.
Sadakat ve vefa örneği Yine de, üç gün önce, hastanede ziyaret ederken, gözlerimizin ta içine o kadar tatlı, o kadar sıcak bir bakış fırlattı ki, bir ömür boyu unutulmasına asla imkan yok... Zaten, o her zaman yanıbaşımızda olacak. Ondan, her şeyden önce sadakati, sonra vefayı ve merhameti öğrendik. Keşke, bu meziyetlerle onun kadar yaşayabilsek. Ruhu şad olsun, nur içinde yatsın...

