Kaydet
|

Haberler can sıkıcı!.. Rusya’nın Sibirya bölgesindeki laboratuvarda yaşanan sızıntı iddiaları ve bir çalışanın ölümü, teknik bir kazadan ziyade küresel güç mücadelesinin en karanlık boyutunu yani askerî biyolojinin stratejik anatomisini yeniden gündeme taşıdı.

Söz konusu tesis, soğuk savaş dönemindeki devasa biyolojik silah programı ‘Biopreparat’ yani biyolojik silah geliştirme ve üretme stratejisinin tarihsel bir mirası aslında. Bu laboratuvarlar, küresel siyaset sahnesinde "savunma odaklı araştırma" maskesiyle faaliyet gösterir! Uluslararası ilişkilerde nükleer caydırıcılıkta, füzeler ve ordular gücün görünen yüzünü oluştururken, kapalı kapılar ardındaki biyolojik laboratuvarlar asimetrik savaşın en stratejik cephesini ve dahi en gizli yanını temsil eder.

Bilim insanlarına göre biyolojik alanda savunma ile saldırı arasındaki çizgi son derece geçirgendir. Bir patojene (virüs, bakteri vs.) karşı tedavi geliştirebilmek için öncelikle o patojenin en ölümcül, genetiği değiştirilmiş versiyonlarını laboratuvarda üretmeniz gerekir. Dolayısıyla, korunaklı duvarlar ardında meşgul olunan veba mikrobu türleri, sadece doğal salgınların izlenmesi için değildir!

Bunun böyle olmadığını insanlık Covid-19 salgınında öğrendi!

Dolayısıyla askerî senaryolarda düşman hatlarını felç edebilecek bu stratejik mikrobun yeteneklerini test etmek ve güncel tutmak için bir silah envanteri titizliğiyle laboratuvarlarda korunan veba mikrobu bir laborantın akciğer vebasından ölmesiyle gün yüzüne çıktı. Rusya inkâr edip bunun aksini söylese de dağdaki çobanı bile inandıramadı!

Gelişmiş devletlerin, uluslararası antlaşmalara rağmen neden gizli virüs ve bakteri çalışmaları yürüttüğü, askerî doktrinlerdeki "asimetrik üstünlük" kavramıyla açıklanabilir. Biyolojik silahlar, nükleer cephaneliklere kıyasla benzersiz avantajlar sunar nitekim. Şimdi olduğu gibi öncelikle "inkâr edilebilirlik" ilkesi devreye girer. Laboratuvarda üretilen bir patojene doğal bir salgın süsü verilerek hedef ülkeye salındığında, saldırının arkasında kimin olduğunu kanıtlamak neredeyse imkânsızdır.

Bu durum, fail ülkeye yaptırımlardan sıyrılma ve meşru müdafaa zeminini yok etme alanı tanır. Bu kabil çalışmalar orduları yok etmekten ziyade, hedef ülkenin sağlık sistemini çökertmeyi, ekonomik çarklarını durdurmayı ve toplumu infiale sürüklemeyi amaçlar. Mikroskobik bir ajan, koskoca bir süper gücü tek bir kurşun sıkmadan felç edebilir. Nükleer programlara kıyasla son derece düşük maliyetlerle üretilebilmesi de cabasıdır.

Bu sızıntı vakasını, küresel jeopolitiği sarsan Covid-19 pandemisiyle kıyasladığımızda, stratejik farkları daha net görebiliriz. Geçen pandemi, yüksek bulaşıcılık oranıyla küresel çapta sınırların kapanmasına ve ekonomik izolasyona yol açan kontrolsüz küresel bir dalgaya dönüşmüş ve dünya ekonomisini tabiri caizse felç etmişti. Covid-19 pandemisinin yan etkileri bugün dahi sürüyor zira.

Buna karşın, gizli bir laboratuvardan sızdığı iddia edilen bu akciğer vebası, askerî açıdan "taktiksel ve noktasal" bir silah olma potansiyeline sahip! Uzmanlara göre, akciğer vebası, çok hızlı reaksiyon gösteren ve bulaştığı kişiyi kısa zamanda ölüme götüren bir bakteri türü. Ancak bu bakterinin modern antibiyotiklerle hızla kontrol altına alınabiliyor olması veba mikrobunun kontrolsüzce dünyaya yayılma kapasitesini sınırlayabilir.

Buradaki asıl jeopolitik risk, hastalığın kendisinden ziyade, kriz yönetimindeki şeffaf olmayan bilinmezliktir. Gerçek küresel güvenlik, sızıntıların saklanması ya da inkâr edilmesiyle değil, bilimin tüm insanlığa açık, denetlenebilir ve hesap verebilir olmasıyla sağlanabilir. Bilginin sansürlenmesi ve kriz anındaki inkârcılık, bu kabil biyolojik kazaları birer kitle imha aracına dönüştürme potansiyeli taşır ve maalesef an itibarıyla Rusya bu yöntemi uygulamaktadır.

Rusya, Çernobil kazasını iyi hatırlamalı ve gerekeni ivedilikle yapmalı ve belki de karantinaya alınan bölgeyi uluslararası mecralara açıp meseleyi şeffaflıkla çözmelidir. Bugün Karadeniz çevresindeki bütün ülkelerde insanlar Çernobil’in biyolojik etkilerini hala yaşamaya devam etmektedir.

Hasılı, Rusya’daki bu ‘veba sızıntısı’ kazası iddiaları, insanlığa çok net bir uyarı veriyor. Şeffaflıktan uzak, uluslararası denetime kapalı ve jeopolitik hırslarla yürütülen gizli biyolojik laboratuvar çalışmaları, doğanın kendi dengesinden çok daha büyük bir tehdidi, insan eliyle üretilmiş bir felaketi her an hayatımıza sokabilir! İnsanlık bu ihtimali hiçbir zaman unutmamalıdır.

Dolayısıyla Rusya’ya oldukça yakın bir ülke olarak, Rusya’dan gelen ve ülkeye giden insanlar bir süre sıkı takibe tabi tutulmalı ve en ufak şüphede dahi sıkı tedbirler alınmalıdır.

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.