Kaydet
a- | +A

Basına yapılan açıklamalara bakılırsa, Dışişleri Bakanımızın 2000 agendasını, ağırlıklı, Avrupa Birliği ile ilişkiler oluşturuyor. Bu çok doğaldır. AB''ye üyeliğe adaylığın kabul ettirilmesi, Türk milenyumu olacak kadar önemli bir başarı ve gelişmedir. Bu dosya üzerinde ne kadar yoğunlaşılırsa, yeridir.

Ancak geçmiş alışkanlıklarımızı da hatırlarsak, bütün dikkatimizi belli dönemlerde, bir konuya bağlayıp, diğer önemli alanları ihmal etmiş olmanın bize çok fırsatlar kaybettirdiğini unutmamalıyız. Tıpkı, soğuk savaş döneminde, bağlı olduğumuz ittifaktan ve bu ittifakın güvenlik adına çizdiği sınırların ötesinde fazla bir şey görmek istemeyişimizden, başta Orta Doğu olmak üzere, İslam aleminde zamanla yabancılaştığımız gibi, bu defa da, çok iyi başladığımız, ancak sonunu getiremediğimiz Orta Asya ve Kafkaslar politikasında da, aynı tablo ile karşılaşabiliriz.

Şurası bir gerçektir ki, Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne adaylığına, 1997 Lüksemburg Zirvesi''nden bu yana geçen iki sene gibi kısa sayılacak bir süre sonra, sıcak bakılmasında en önemli etkenlerden biri de, Türkiye''nin Orta Asya ve Kafkaslar''da sağladığı ve kabul ettirdiği, inkar edilmez etkin konumu olmuştur. Bakü-Ceyhan ve Hazar boru hatları anlaşmaları, bunca zamanlık tereddütten sonra, boşuna imzalanmamıştır. Bu da gösteriyor ki, Türkiye, Orta Asya''yı yanına alabildiği ölçüde, Avrupa''da ve Dünyada, kuvvetine kuvvet katabilmektedir.

Ancak, dikkatten uzak tutulmaması gereken diğer çok önemli bir nokta da, Orta Asya''nın bizim için, her zaman çantada keklik olmadığıdır. Böylesine bir varsayım, ileride hayal kırıklıklarına çok müsaittir. Orta Asya ile ilişkilerde, bugün de ve yarın da geçerli olacak faktör, zannettiğimiz gibi, akrabalık değildir. Orta Asyalılar bunu, ilk günlerin duygusallığını ve zorluklarını geride bırakarak, çoktan aşmışlardır. Engin ve zengin doğal kaynaklarını ekonomiye dönüştürmenin gayreti içinde olan Orta Asyalılar, geç başladılar ama, ekonomiyi çabuk öğrendiler. Artık partnerlerini seçerken, başka ölçeklere bakıyorlar. Nitekim bu yüzden, bağımsızlıklarının ilk yıllarında, işte, ticarette ve taahhütte, buralarda ilk sıraları işgal eden firmalarımız, bugünlerde, irili ufaklı birçok ülkenin gerisinde kaldı. Ayağımızın altındaki zemin, her gün biraz daha kayıyor. Önlem almıyoruz.

Önlem nasıl olur? Önlem, entegre politika ile olur. Bu politikayı Dışişleri koordine eder ve yönlendirir. Bir Nazarbayev, bir Kerimov ve bir Türkmenbaşı ve Kafkasya''da bir Aliyev faktörünü ancak Dışişleri değerlendirebilir. Bu faktörlerin gerçek boyutlarıyla değerlendirilmediği ortamlarda, gelişigüzel kulaç atmakla bir yere varmak zordur. En azından gayretler dağılır ve istenilen sonuçlar alınamaz. İş ve taahhüt çevrelerine, gidin başınızın çaresine bakın demek politika değildir. Bu ülkelerin yetmiş yıllık alışkanlıkları hâlâ esastır. Bu bakımdan Devlet ve Hükûmet, büyük küçük demeden, her işin arkasında olduğu kanaatini vermek ve bu kanaati hep ayakta tutmak zorundadır.

Avrupa Birliği 2000 agendasını açıklayan Dışişlerimiz, tez elden, 2000 Orta Asya ve Kafkaslar agendasını da hazırlayarak açıklamalıdır. Orta Asyalılar ve liderleri herhalde bunu beklerler. Aksi halde, onlar da programlarını ona göre tanzim ederler.