Kaydet
a- | +A

Pakistan''da, bağımsızlıktan bu yana, siyasi hayatın geçirdiği evrim hakkında bilgisi olanlar için, ilk nazarda, bu gelişme pek şaşırtıcı gözükmeyebilir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu kanı epey eskilerde kaldı. Gerçekten, ilk yıllarda, silahlı kuvvetler, birkaç kere siyasi iktidarı devirmiş ve hele General Ziya-ül-Hak döneminde olduğu gibi, epey uzun bir süre yönetimde kalmışlardır. Ancak, Pakistan silahlı kuvvetlerinde, son on yıl içinde olağanüstü bir evrim dikkati çekmeye başlamıştır. Silahlı kuvvetler, mutlak müdahaleyi gerektiren bir çok ahvalde, ihtiyatla hareket etmiş ve sorunların, siviller tarafından çözümlenmesini yeğlemişlerdir.

Pakistan''da silahlı kuvvetler, gerek eğitim ve disiplin ve gerekse savaş performansı bakımından örnek niteliktedir. Yürekli ve vatanperver bu kuvvetin, ülkenin ve halkın refahından ve istikrarından gayrı güttüğü ve beslediği bir emeli yoktur. Son derece profesyonel olan silahlı kuvvetler, sayısal bakımdan, Hindistan''a kıyasla, neredeyse onda bir oranında olmalarına rağmen, son üç savaşta kendilerini kanıtlamış ve zannedildiği gibi, kolay bir lokma olmadıklarını Hindistan''a göstermişlerdir.

Pakistan''da olup bitenlerin kökenine inildiğinde karşımızda yine Hindistan''ı buluyoruz. Hindistan, alt kıtanın ikiye ayrılmasından bu yana, Pakistan''ın varlığı ile hiçbir zaman barışık olmamıştır. Pakistan için, sürekli güvenlik tehdit ve tehlikesi oluşturmaya devam etmek suretiyle, ülkenin sınırlı kaynaklarının savunmaya ve hatta atom silahı geliştirilmesine kaydırılmasını zorunlu hale getiren Hindistan, bu suretle, Pakistan''ı daima zayıf ve çalkantı içinde tutmayı hedeflemiştir. Elli yıldan bu yana zorla işgal etmekte olduğu Keşmir''de, çoğunluktaki Müslüman halka yapmadığı mezalim ve katliam kalmayan Hindistan, ülke içinde de, esasen var olan etnik ve dini bölünmeleri daima teşvik etmiştir.

Pakistan''da, mevcut müstesna ekonomik kaynaklara ve üstün insan kaynaklarına rağmen, bir türlü düzeltilemeyen gelir dağılımındaki dengesizlikler, öte yandan, giderek, yeni bölünmelere ve sosyal patlamalara yol açmış, bu meyanda, köktendinci kesim de bu ortamı, Hükümete ciddi nizam ve asayiş sorunu oluşturmak suretiyle, istismar etmekten geri kalmamıştır. Hükûmeti, adeta bunalıma sürükleyen böylesine bir ortamın devamı, herşeyden önce, ülkenin birlik ve bütünlüğünden sorumlu silahlı kuvvetleri tedirgin etmiştir. Bıçak kemiğe dayanmış olacak ki, silahlı kuvvetler müdahale etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Askeri müdahaleyi elbette kimse istemez ve tasvip etmez. Hele, aydın ve engin serbest fikirli Başbakan Navaz Şerif''in, bunu hazırlamış olması asla düşünülemez. Ülke sorunlarının çözümünü ekonomide gören, büyük sanayici Navaz Şerif, halkı için, otoyollar, hızlı trenler düşünecek kadar, eskilere kıyasla, geniş ufuklara yönelen ve mizaç itibariyle de, müstesna barışçı bir şahsiyettir. Bu duruma sürüklenmesinin gerçek sebepleri iyi araştırılmalıdır.