Kaydet
a- | +A

Bu, hep böyle olmuştur: Avrupa Birliği bizi ittikçe, yeni yeni meseleler çıkardıkça, biz de, mukabil yeni yol arayışlarına girmişiz. Çoğunda, filhakika, yeni yol önerileri, o sırada iktidarda bulunan siyasi partinin veya partilerin işine gelmiş, benimsemedikleri Avrupa Birliği hedefinden sapma için, hazır bahaneler oluşturmuşlardır. Bir kısım halde de, Avrupa Birliği''ne gözdağı vermek veya bir bakıma bu camiayı kızıştırmak için, çok daha cazip alternatifler bulduğumuzu ilan etmişiz. Bir zamanların revaçta olan Ortadoğu ve İslam politikası, buna yakın misal teşkil ediyordu.

Şimdilerde, özellikle, 1997 Lüksemburg Zirvesi kararlarından sonra, dış politikadaki yeni alternatifimiz, Avrasya oldu. Hiç şüphesiz, Sovyetler''in dağılmasından sonra bağımsızlıklarını kazanan ve bizimle tarih, kültür ve maneviyat birlikteliği olan Orta Asya Cumhuriyetleriyle ilişkiler, dış politikamıza yepyeni boyutlar kazandırmıştır. Bu ilişkilerin, şimdikinden daha iyi değerlendirilmesi ve geleceğe mal edilmesi, elbette ki esastır. Ancak, Avrasya olarak tanımladığımız bu coğrafya ile ilişkilerimiz, bizim, Batı ile ilişkilerimiz açısından, biri diğerinin yerine geçecek nitelikte, kesin bir alternatif herhalde oluşturmamalıdır. Türkiye''nin Batı ile, her alanda entegrasyona gitmesi, bir tesadüfün veya bir tepkinin eseri değildir. Avrupa Birliği''ne tam üyelik başta olmak üzere, Batı ile ilişkilerin sürdürülmesi ve geliştirilmesi, aslında Türk devriminin uygulamasından başka bir şey değildir. Bu uygulamadan vazgeçilemiyeceğine göre, Batı ile ilişkiler, dış politikada esas hedef olmaya devam edecektir. Bu temel orientasyonu takviye sadedinde, yeni işbirliği alanları ve ufukları açmak da, aynı derecede doğaldır. Türkiye''nin Avrasya''yı öncelikleri arasına alması ne kadar doğal ve isabetli ise, Avrasya''yı göstererek, Batı''ya dirsek göstermeyi düşünmesi de, o derece gayrı tabii olur. Kaldı ki, Türkiye''nin Avrasya''daki yeri ve ağırlığı, herşeyden önce, Batı nezdindeki mevkiiyle irtibatlıdır. Batı ile iyi olan Türkiye, Avrasya''da da ön planda tutulur.

Avrasya politikasını planlarken, tabiatiyle, Avrasya''daki diğer ağırlıklı unsurlara da bakmak durumundayız. Ezcümle, Rusya, bu bölgede önemli bir realitedir. Tüm ekonomik ve sosyal zafiyet ve çalkantılara rağmen, Rusya, Orta Asya ve Kafkas Cumhuriyetleri üzerinde nafiz olmaya devam etmektedir. Bu, Orta Asya cumhuriyetleriyle ilişkilerde gözardı edilemeycek bir parametredir. Kaynakları, yerine göre, ne kadar geniş olursa olsun, ekonomik işbirliğinde, Orta Asya Cumhuriyetleriyle Rusya''yı mukayese etmek mümkün değildir. Orta Asya, Rusya''nın yerine, bir ikame olarak düşünülemez. Kaldı ki, Rusya''ya rağmen, Orta Asya Cumhuriyetleriyle ilişkileri çok ileri boyutlara götürmek de pek olası gözükmüyor. O halde, hem Rusya ile öncelikli ilişkileri geliştirmek ve hem de, kabil olan hallerde, Orta Asya''da, Rusya''yı da ortak etmeye bakmak gerekiyor. Avrasya politikası, dikensiz gül bahçesi değil, ancak Rusya''nın rekabet ve mukavemeti, işbirliğine ve ortaklığa dönüştürülebilirse, bu dikenler biraz törpülenmiş olurlar.

Buradan sözü, Rusya ile ilişkilerimize getirmek istiyorum. Soğuk savaş döneminin katılıkları kalmadı. Ancak siyasi ilişkilerde, tüm tortuların temizlendiğini ve ön yargıların tamamen giderilmiş olduğunu da söyleyemeyiz. Geçmiş dönemde yaptığımız, iktisadi işbirliği ilişkilerini ön plana çıkarıp, siyaseti yumuşatmak ve arka plana itmek olmuştur. İktisadi motiflerle, bu, Ruslar''ın da işine gelmiştir. Doğalgaz alımı böyle başlamış, böyle gelişmiştir. Ancak, bugün önümüzde çok daha büyük imkânlar var. Hazar petrollerini, Bakü''den Ceyhan''a taşımak ve uluslararası petrol taşımacılığının transiti ve piyasasının borsası olmak istiyoruz. Bunda da yolumuzu kesen, yine Rusya''dır. Rusya, gerek kendi mevcut konvansiyonel taşıma şebekesinden, gerek yeni oluşmakta olan Kafkasya şebekesinden petrolü, Karadeniz''deki Novorosisk limanına yığdıkça, bizi, Boğazlar''ı, fiilen zorlamaya başlıyor. Novorosisk''e, Bakü-Ceyhan gibi, alternatif yolları karalıyor, Orta Asyalıları baskı altında tutuyor. Boğazlardaki kontrolü kaybedemeyiz. Bu, bizim için, hayati olmaktan da ötedir. Geriye, Rusya''yı, Bakü-Ceyhan hattının, kendi çıkarlarına da hizmet edeceğine ikna etmek kalıyor. Konfrontasyonla, ancak zaman kaybederiz. İşte, bizim bir Avrasya avantajımız var derken, bu avantajın önündeki engellerle uğraşmalıyız. Bu konulara zaman ayırarak, görüşler, tezler oluşturmalıyız. Bence, Avrasya politikası gütmek, böyle olur.