Gerçek anlamda Avrupa entegrasyonundan ümidini kesen, sadece biz değiliz.
Geçen hafta, Berlin''de yaptığı bir konuşmada, Alman Dışişleri Bakanı, Yeşil Joschka Fischer, mevcut koşullar altında ve hele ilave 13 yeni ülkenin üyeliğe kabul edilmesiyle, Avrupa Birliği''nin, antlaşmalarda ve ideallerde tarif edilen biçimde gerçekleştirilmesinin mümkün olamayacağını, doğrusunun ise, ilk aşamada, bugünkü Birliğin nüvesini oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu''nu kuran altı ülkenin biraraya gelerek, yepyeni bir yapılanma ile Avrupa Birleşik Devletleri''nin kurulmasına öncülük etmeleri olacağını ifade etmişti.
İlginçtir. 1957 yılı Mart''ında Roma Antlaşması imzalandığında, Federal Almanya''yı kurucular arasına almaktan kasıt, Almanya''yı Avrupa''ya bağlamak, bu ülkenin, kendi başına giderek güçlenmek suretiyle, yeniden tehlike ve tehdit oluşturmasını önlemekti. Almanya da bir yandan geçmişini unutturmak, bir yandan da hızla toparlanmak için, uzun yıllar, giderek artan iktisadi gücüne rağmen, düşük bir profil (low profile) izledi. Ne zamana kadar? Kanımca, Yugoslavya parçalanma sürecine girinceye kadar. Almanya, meşhur hayat sahasını (Lebensraum)u unutmamıştı ve fırsat bu fırsattı. Önce, Hırvatlar''ı destekledi, arkasından, Boşnaklar''a ümit vererek, onları da bağımsızlık mücadelesine sevketti. Arada, Almanya, epey maddi fedakarlıkları da göze aldı. Ancak, ne Bosna ve ne de sonradan ortaya çıkan Kosova, Almanlar''ın bekledikleri gibi olmadı. Şimdilerde de Balkanlar sahnede. Bulgaristan ve Romanya da, Birliğe dahil olmak ve Alman işgücü piyasasını ele geçirmek istiyorlar. İşte bu noktada Almanlar''ın frene basma ihtiyacını hissettikleri anlaşılıyor. Avrupa Birliği''nin genişlemesinin önü alınamasa bile, Birlik içinde yeni kompartımanlar, yeni mevkiler düşünmek kaçınılmaz. Her üye istediği mevkide, istediği kompartımanda seyahat edemesin. Yeni düzenlemede, kurucu ve varlıklı Almanya, yine ön sırada yeralsın.
Almanya''nın bu çıkışı kendi başına yaptığını düşünmek de mümkün değil. Dönem başkanlığı görevini, bir ay sonra üstlenecek olan Fransa''ya rağmen Almanya, böyle bir atağa kalkmayı herhalde uygun görmez. İngiltere''yi, İskandinavları bir kenarda tutan ve hele yeni girecekleri, neredeyse üçüncü mevkide oturtacak olan, böylesine bir tertip, büyüklüğü hiçbir zaman bir tarafa bırakmamış Fransa''nın da işine gelir. Kurucu Fransa, kontrol altında tutacağı Almanya ile birlikte, Avrupa adına konuşacak ve dahası, Amerika''ya kafa tutabilecek ve Amerika''nın Avrupa''daki avukatı İngiltere''yi de Manş''ın ötesine atmış olacak.
Joschka Fischer''in dediği olur mu? Belli olmaz. Yeni düzenlemede, iki ayak önemli. Bunlardan biri savunma, diğeri ortak para ve maliye politikalarıdır. Almanya ve Fransa, esasen başlattıkları ortak savunma tertiplerini daha da geliştirirlerse, öte yandan, Avrupa Merkez Bankası''na bırakılan, ancak yürümeyen ve bu yüzden de EURO''ya sürekli değer kaybettiren para politikasını temel hareket noktası haline getirirlerse, geriye, Birlik içinde, İngiltere dışındaki küçük ülkelerin mukavemeti kalıyor. Bunu da, herhalde, Almanya ve Fransa, zamanla Birlik bünyesinde, kaynak dağılımına, şikayetçileri tatmin edecek yeni bir istikamet vermek suretiyle halletmek isteyeceklerdir.
Bize gelince, Rusya Devlet Başkanı Putin''in son Orta Asya seferine kulak verelim derken, üzerinde esasen çalışmakta olduğumuz Avrupa Birliği dosyası da renk ve içerik değiştiriyor.

