Kaydet
a- | +A

Aralık Helsinki Zirvesi''ne kadar Yunanistan, yeni bir oyun sergilemezse, AB üyeliğine adaylığımızın, bu defa, artık kesinleşeceği anlaşılıyor.

Herkes merak ediyor. Bu gelişme nereden kaynaklanıyor? Herşeyden önce, diplomasinin hakkını teslim etmek lâzım. Dışişlerimiz, sahip olduğu tarihsel deneyimleri de değerlendirerek, en zor ve umutsuz görünen koşullarda bile, gayreti elden bırakmadı. Avrupa''da büyük olaylarla şekillenen mevsimleri ve iklimi iyi değerlendirdi. Sürekli girişimlerindeki stratejilerde, buna göre ayarlamalar yapmasını bildi.

"World Economic Forum"un, 30 Haziran-2 Temumz 1999 tarihlerinde, Salzburg''ta (Avusturya) tertiplediği merkezi ve Doğu Avrupa Ekonomi Zirvesi''nde, Avusturya Cumhurbaşkanı Thomas Klestil, şöyle diyordu: "Artık, biri barışçı, müteahhit ve müreffeh, diğeri, bölünmüş ve fakir, iki Avrupa''yı yan yana tutamazsınız."

Aynı toplantıya katılan Bulgaristan Cumhurbaşkanı Petar Stoyanov ise, kendi yönünden, Avrupa''nın, şu sırada yumuşak karnını, Güney-Doğu bölgesinin Balkanlar''ın oluşturduğunu, bu bölgeyi, güvenlik bakımından NATO''nun ve ekonomi bakımından da Avrupa Birliği''nin şemsiyesi altına almadıkça, Avrupa''da topyekun barış, istikrar ve refahtan bahsetmenin mümkün olamayacağını söylüyordu. Aynı Bulgaristan, Dışişleri Bakan Yardımcısı vasıtasiyle, 7-8 Ekim 1999 tarihlerinde, Londra''da yapılan "NATO-Development in Partnership" konferansında, Bulgaristan''ın, Avrupa''nın Güney-Doğsunu siyasi ve ekonomik güvence altına alacak yeni tertiplerde göreve hazır olduğunu bildiriyordu. Öte yandan konferansta, özellikle Amerika ve İngiltere, Avrupa Birliği''nin gerekçeleri ne olursa olsun, Türkiye gibi bir ülkeyi, yeni Avrupa Güvenlik ve Savunma kimliğinin dışında tutmasının gerçekçi olamayacağını ilân ediyorlardı.

Görülüyor ki, geçmiş Bosna''yı bir tarafa bıraksak bile, Kosova''da Batı ile, NATO üyesi olmanın da ötesinde gösterdiği samimi dayanışma, ayırımcılıktan yana olanlarda bile, Türkiye''nin, ilanihaye dışlanmasının mümkün olamayacağı kanaatine yer etmiştir. Hele Balkanlar''ın, ezcümle Bulgaristan''ın, bizim elli yıldan bu yana yerine getirmekte olduğumuz güvenlik misyonuna talip ve Bulgaristan''ın, tüm iddia ve hevesine rağmen, Türkiye''nin yerini alamayacak olması, düşüncelerin, daha makro olarak yeniden gözden geçirilmesine vesile olmuştur denilebilir.

Bu bağlamda, Yunanistan''ın şaşırtıcı insancıllığına (!) gelince, burada, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (KRY) AB''ye üyelik yolundaki uğraşılarının önündeki engelin, Türkiye''nin muhalefetinin kaldırılması taktiği birinci derecede etken olmuştur. Başta Fransa olmak üzere, AB içindeki bazı büyüklerin Kıbrıs''ta nihai, siyasi bir çözüme gidilmedikçe, KRY''nin üyeliğini erken görmeleri ve direnmeleri üzerine, Yunanistan, Türkiye''ye barış (!) elini, istemeyerek de olsa uzatmıştır.

Bütün bunlar, tabloda, arka plandaki görüntüler. Adaylığımız kesinleştiği takdirde, şüphesiz ki, hiç yoktan iyidir. Komisyonun önerdiği bazı bağlı koşullara gelince, bunlar, tüm adaylar için geçerlidir. Ancak işin farklı olan yönü, bu koşulların ilân edilmesi, aleniyete dökülmesidir. Türkiye gibi bir ülkeye saygıda, mücamelede kusur etmeyi düşünmeyeceğini umduğumuz Komisyonun bu hatasını da, zamanla idrak edeceğini umuyoruz.

Gelelim adaylığın içerde nasıl algılanabileceğine. Müzakerelerin başlamasına değin geçeceği anlaşılan uzunca süre içinde, her yönden Birliğe uyumu hızlandırmak bir opsiyon ve doğru opsiyondur. Bir de, öbür ihtimale yer vermek istemiyoruz. AB ile esasen barışık olmayan bazı çevreler de, adaylığımızı şarta bağladılar ve ayrıca müzakereler için de önümüzde çok uzun bir süre var deyip, işi, şimdiye kadar olduğundan daha fazla ortada bırakır, ihmal ederler mi acaba?