Kaydet
a- | +A

Yeni seçilen 10''uncu Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, sanki olacakları biliyormuş gibi, Meclis Başkanvekilinin elinden mazbatasını kabul ettiğinde, yaptığı kısa konuşmada, ülkemizde, hukukun üstünlüğü anlayışının henüz yer etmediğini belirtmişti. Doğrusu, ben kendi kendime acaba Sayın Cumhurbaşkanı daha diplomatik bir üslup kullanamaz mıydı diye sormuştum. Zira, bu alandaki noksanlıklarımızı hepimiz biliyorduk ve Batı da, bizi hep bu yönden eleştiriyordu. Dolayısıyla, bu kadar açık itirafa gerek var mıydı?

Ancak, Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu''nun görevinden azledildiği açıklandığında, söyleyecek bir şey bulamadım. Sayın Bakan''ın mensup olduğu parti lideri, diğerleriyle birlikte hareket edip, ortak bir aday üzerinde mutabakatını bildirdi diye, Somuncuoğlu, bir milletvekili olarak, yasal hakkını nasıl kullanır ve Cumhurbaşkanlığı''na aday olur?

Karşılığında, Somuncuoğlu''na, önce fiili yaptırım uygulanır ve arkasından da, Bakan, görevinden azledilir. Azlin sebebinin açıklanmasına lüzum dahi görülmez. İşlem, kanunun gösterdiği ilgili kademelerden geçerek, şeklen tekemmül etmiş, ama hukuku gözetmemiş. Öyle zannediyorum ki, Sayın Sezer''in söylemek istediği de bu idi. Azil tezkeresinin yıldırım hızıyla muameleye konmasının sebebi de, böylece anlaşılmış oluyor.

Hukukun ne ölçüde önemsendiğinin bir diğer yakın misali de, Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik''in, olup bitenleri kabul etmeyerek, istifası üzerine, mensubu olduğu parti liderinin, bunu, basit ve rutin bir nöbet değişimi olarak nitelemesi ve geçiştirmesi olmuştur. Durup dururken, kabinede bir revizyon söz konusu değilken, nöbet değişimi nereden icap etti? Demek oluyor ki, sayın parti lideri de, Bakan İrtemçelik''in istifa için ortaya koyduğu gerekçelere katılmıyor, bu gerekçeleri benimsemiyor. Yani, görünen odur ki, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili sürecin başından bu yana, ısrarla sergilenen ve demokratik olmaktan çok, salt parti liderleri direktifleri olarak tanımlanabilecek tertip ve düzenlemeler münakaşaya açılmayacak, bu direktiflere, koşulsuz itaat ve itibar edilecektir. Bunları kabul etmeyenler de, ya kendiliklerinden ayrılırlar veya azledilirler.