Kaydet
a- | +A

Başbakanın son Amerika gezisinin, daha bir süre, yorum ve tahlillere malzeme teşkil edeceği anlaşılmaktadır. Zira, herkes fiili, istediği gibi tarife meraklı.

Gezi ve temasları dışardan izleyen biri olarak, şahsen, ne çok iyimserim ve ne de kötümser. Bu düzeyde bir ziyaretten, hemen ilk aşamada, neler bekleniyordu ki? Aslında, beklentileri de, sonuçları da, bir bakıma, hükümet kendisi tarif ve tayin etti, denebilir.

Başlangıçta, özellikle depremin sebep olduğu koşulların, bizim gibi, Amerika''nın da kalbini rikkate getireceği ve bunun herşeyden evvel, bir insanlık meselesi olduğu keyfiyetinden hareketle, beklentiler, gününden önce, sistematik bir biçimde sıralandı, münasip şekilde, kamuoyu ile birlikte, Amerika''ya da duyuruldu. Bunlar arasında, Amerika''nın, ikili olarak, depreme masif bir biçimde ilave yardım katkısında bulunması, keza, Amerika''ya FMS programından olan borçlarımızın ertelenmesi ve mümkünse, faizlerinden sarfı nazar edilmesi, keza, Amerika''nın müdahalesiyle, Dünya Bankası ve IMF''den taze para temininin hızlandırılması gibi, konular vardı.

Ancak, gezi öncesi dönemde, Amerika''dan farklı sinyaller gelmeye başladı. Bu sinyaller pek cesaret verici değildi. Bunun üzerine, hükümet, adeta yeni bir durum değerlendirmesi yaparak, gezinin amacının münhasıran, tek taraflı kaynak sağlanmasına matuf olmadığını, her türlü işbirliğine müsait iki güçlü ülke arasındaki ekonomik ilişkilere yoğunluk kazandırılmasının hedeflendiğini vurgulmaya başladı. Böylece doğrusunu söylemek gerekirse, yapılan bir yanlış, farkedildi ve düzeltildi.

Başkan Clinton ile yapılan görüşmeden sonra, verilen mesajlarda, ekonomide ne elde edebildiğimizden çok, siyasi konularda sıkı durduğumuzdan ve Clinton''ın da bunu farkederek, ne Kıbrıs''ta ve ne de Türk-Yunan ilişkileri ve insan hakları ve demokratikleşme konularında bize baskı anlamına gelecek bir yaklaşımı benimsemekten çekindiği anlatılmaya çalışıldı. Hatta o kadar ki, Clinton''ın, Kıbrıs''ta 1974 öncesine dönülemeyeceğini vurgulamak ihtiyacını hissettiği, önemli bir başarı olarak açıklandı.

Şimdi, eğri oturup doğru konuşmak lazım. Gerçekçi olalım. Başkan Clinton, aslında, daha önce duyurduğumuz ve bu defa, ayrıca önüne koyduğumuz iktisadi dosya ile ilgilenip, bize, iyi kötü bazı cevaplar vermeye, şu sırada niyetli olmadığı için, kendince, gayet akıllı davranarak, bizden de siyasi konularda taviz niteliğinde bazı şeyler istemeye gerek görmedi. İktisadi isteklerimize, hemencecik olumlu cevap vermek niyeti olsaydı, herhalde siyasi taviz de isterdi.

Kıbrıs''ta, 1974 öncesine dönülmeyeceğine ilişkin Başkanın ifadesine gelince, bunun, güvenlik konteksti içinde söylendiği, zaten daha sonra açıklığa kavuşturuldu.

Herşeye rağmen itiraf etmek gerekir ki, bu düzeyde bir ziyaretin yapılmış olması bile, tek başına, önemli bir başarıdır. İki liderin biribirlerini daha yakından tanımalarına imkan sağlandığı gibi, bizim ülke olarak, heyet olarak, ortaya koyduğumuz belli başlı işbirliği konularının, daha sonraki aşamada ve uygun düzeylerde, karşılıklı olarak ele alınmasının yolları da açılmış oldu. Bundan sonrası için, bize, dosyalarımıza iyi hakim olmak düşüyor.