Kaydet
a- | +A

Başkan Clinton''ın, başta TBMM olmak üzere, şimdiye kadar muhtelif mekânlarda ve vesilelerle söylediklerinden, herkes, kendine göre, bazı mesajlar çıkarmaktadır. Bunları basında görüyor ve televizyonlarda izliyoruz. Kimi; Amerika''nın, Türkiye''nin değerini artık takdir etmeye başladığını, kimi, Amerika''nın bölgeye yönelik kendi politika hedefleri için, Türkiye''den yararlanmak istediğini ve kimi de, Amerika''nın, Türkiye vasıtasıyla, yine bölgede, İran''a, Irak''a ve hatta Rusya''ya gözdağı vermeyi amaçladığını ileri sürmektedir. Bu yorumların hemen hepsinde, kısmen de olsa, hakikat payı vardır.

Kanımca, Başkan Clinton, etraftan çok, en başta, Türkiye''ye mesaj vermek istemektedir. O da, özetle şudur: Atatürk Türkiye''si, bulunduğu konumda, başlı başına bir varlıktır. Bunu, Avrupa Birliği dahil, kimse gözardı edemez. Ekonomisiyle, yetişmiş insan gücüyle ve güvenlik ve istikrar unsuru, müstesna silahlı kuvvetleriyle, Türkiye, Dünyadaki hakkı olan yerini almıştır. Türkiye''nin, artık, bu rolünün bilincine varması ve gelecekte buna uygun, ileri ve kendine güvenen yaklaşımlar sergilemesi, yolu üzerindeki önemsiz engellere takılıp kalmaması ve bunları aşması gerekir. Ne Yunanistan''la ilişkiler ve ne de Kıbrıs, Türkiye''nin yolunu kesecek nitelik ve önemde sorunlar olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye bunu yapacak güçtedir.

Aslına bakılırsa, Türkiyemizin, Amerikan Başkanı''nın vereceği moral dopinge ihtiyacı olmaması lazım. Ve öyledir de. Ancak, biz, her sene milyonlarca doları tanıtım (public relations) şirketlerine akıtır, fakat, gerçekten ne olduğumuza, bir türlü kendimizi inandırmak istemeyiz. Clinton, bize, sadece olanı hatırlatıyor.

Kabul etmek gerekir ki, her politika, içinde bulunulan konjonktüre göre şekillenir. Değişen koşullara uyum sağlamayan politikaların etkinlik, inandırıcılık ve uygulanabilirlik şansı, yoktur denmezse bile, epey azdır.

Hiç şüphe yoktur ki, değişen dünya koşulları Türkiye''nin önemini çok artırmıştır. Bu bağlamda, neredeyse güncel uğraşımızın odağını teşkil eden Avrupa Birliği de, bize, her zamankinden çok yaklaşmış ve yakınımıza gelmiştir. Böylesine bir konjonktürü her zaman yakalamak kolay değildir. Cümle alem, Aralık Helsinki Zirvesi''nden lehimize karar çıkarılmasından yana. Bu noktaya gelinceye kadar çok emek verildi. Dolayısıyle, bu trendin saptırılmasını göze alamayız ve bu fırsatı heba edemeyiz.

Avrupa Birliği''ne girdiğimizde, Yunanistan''la olan ilişkilerimiz, kendiliğinden, bu çatının altına taşınacak ve iyi kötü, belli bir istikrara kavuşacaktır. Aynı çatı acaba, Kıbrıs''taki derin ayrılıklara da merhem olamaz mı? Bunu, bizden önce, AB içindeki dostlarımızın ve müttefiklerimizin düşünmeleri gerekir. Bizi bırakıp, Ada''nın bir kesimini, Rumlar''ı kulübe davet etmekle, husumet ve istikrarsızlık oluşturacaklarına, Avrupa Birliği''nin zimamdarları, Ada''nın tamamını, Türkiye ile birlikte ve eş zamanlı olarak, kabule giden bir yolu deneseler, daha akıllılık etmiş olmazlar mı?