Kaydet
a- | +A

Avrupa Birliği''nde dönem başkanlığının, 1 Temmuz''dan itibaren Fransa''ya geçeceğini biliyoruz.

Bizim açımızdan, bu altı aylık görev değişikliğini, her zamanki rutin bir işlem olarak görenler varsa, bence, epey yanılıyorlar. Şöyle ki, Avrupa Birliği''nin önümüzdeki dönemdeki tercihli gündeminden bağımsız olarak, Fransa, başlı başına, farklı bir ülkedir, yönetimdir. Fransa hakkında fazlaca deneyemi olmayanların, ilk nazarda söyledikleri, bu ülkenin büyüklük ''grandeur'' meraklısı olmasıdır. Bu doğrudur, ama boşuna da değildir. Ortada, her alanda engin ufuklarda gezinen, zarafet denilen inceliklerle örülmüş bir dil ve bununla süslenen, nakış misali bir medeniyet söz konusu.

Gerçi devir değişti, globalleşme moda oldu ama, yine de, Fransa''yı anlamak için, Fransa ile kendi dilinden konuşmak lazım. Biz bu gerçeği ta bir asrı aşkın bir süre evvelinden görmeye başlamışız. Doğrusu, çok da akıllılık etmişiz ve kârlı çıkmışız. Ne zamana kadar? Amerikan kültürünün, Dünya ile birlikte Avrupa''yı da, bizi de istila etmesine değin. İkinci Dünya Harbi''nin bilinen sonuçları da, tercihlerin sırasını alt üst etti. Fransızca ikinci ve hatta Almanca''dan sonra üçüncü dil oldu. Yılların üst üste koyduğu referanslar bir kenara atıldı. Fransa ile ilgi, neredeyse, Paris''in Clichy semtindeki Moulin Rouge çevresiyle sınırlı kaldı. Varsa, yoksa, en büyük Amerika dedik.

Avrupa Ekonomik Topluluğu''na müracaat edip, Avrupa ile ilişki kurduktan sonra da, sanki kurucu, Fransa diye bir ülke yokmuş gibi, biraz da eski nostaljinin etkisi altında, müttefik olarak Almanya''yı seçtik, Fransa''nın tarafına bile bakmadık. General de Gaulle gibi bir abideyi görmedik. Sonunda, Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'' Estaign geldi, Paris''te menfa hayatı yaşamakta olan Karamanlis''i koltuğunun altına alarak, Yunanistan''ı, Avrupa Birliği''ne soktu ve bize sıra gelince de, Türkler farklı kültüre mensup insanlardır, onların Avrupa''da yeri olamaz dedi, çıktı. Sağcı lider le Pen, gerçi Bodrum''u, Marmaris''i beğeniyor ama, Avrupalılığa gelince, orada durun demekten de çekinmiyor. Bütün bunların arkasında, sair birçok neden yanında, Fransa''nın kollanmaması yatıyor.

Şimdilerde, Fransız kültürüne hemencecik dönmemiz, elbette kolay olmayacak. Ancak, uzun vade içinde, hiç olmazsa, yeni nesilleri bu şölenin tadına alıştırmaya bakalım. Bu, sadece Fransa ile ittifak ve işbirliği açısından değil, fakat yılların hay huyu içinde yozlaşan kültür hayatımızı kurtarmak açısından da gereklidir.

Bürokraside, dünyaya Fransız penceresinden bakmaya alışkın veya meyyal olanların, bu kulübe mensup dağılmış erbabın toparlanmasında yarar olacaktır. Avrupa Birliği ile ilişkilerin koordinasyonunu sağlayacak sekreteryaya başçılık edecek olan değerli Büyükelçimiz Volkan Vural''ın, işin, pek hatıra gelmeyen bu yönüyle de meşgul olacağını umuyoruz.