Kaydet
a- | +A

Avrupa entegrasyonunun, uzunca sayılan geçmişiyle meşgul olanlar bilirler bu yolda, zaman içinde, değişik telâkkiler benimsendi, değişik ölçüler kullanıldı. Önceleri, adeta üstten aşağı, devletler arasında siyasi iradelerin birleştirilmesi ile güçlü kurumsallaştırmalara gidileceği ve bu kurumlar vasıtasıyle, halkların da, zaman içinde, farklılıklarını bir tarafa bırakarak, biribirleriyle bütünleşecekleri zannedildi. Ancak, milli devlet ve tavizsiz egemenlik anlayışında, yeni bir yorum ve yumuşama getirilemediği için, ne iyi kötü teşkil edilen kurumlar çalıştı ve ne de, entegrasyon ideali halklara kadar inebildi.

İtici güç arandı ve bulundu. Ekonomi, 1957 Martında, altı Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) bir araya gelerek, Roma''da, Roma Antlaşmasını imzaladılar ve bugünkü Avrupa Birliği''nin nüvesini oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğunu kurdular. Topluluğu kuranlar, geçmiş deneyimlerin ışığında, realisttiler. Önceleri, büyük ve iddialı hedefleri sonraya saklamasını bildiler. İşe, ticaretten başladılar, bunu daha sonraları tarıma, sanayiye ve giderek, diğer sektörlere yaydılar. Halklar, bu politikaların aşikâr faydasını gördü. Üretim arttı, verimlilik arttı, istihdam genişledi ve kalite üstünlüğü ve maliyet rekabetinden fiatlar ucuzladı, tarım sektöründe çalışmakta olup da, her gün sahası daralan ve gelirleri azalan kesim, elinden tutularak ayağa kaldırıldı. Böylece entegrasyon önce ekonomide başlatıldı ve bunu, Tek Pazar (single market) adı verilen daha sıklaştırılmış bir pazar bütünleşmesi takip etti, ardından, para birliğine ve siyasi birliğe geçildi. Siyasi birliğin güvenlik ve askeri yönleri de düşünüldü ve bir taraftan, Avrupa Topluluklarından çok daha önceleri kurulmuş olup da, NATO nedeniyle, soğuk savaş yıllarında pek bir varlık gösteremeyen Batı Avrupa Birliği (WEU), yeniden ihya edilmeye başlanmış ve bu bağlamda, özgün bir Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (ESDI) oluşturulmaya çalışılmıştır.

Vaktiyle, NATO''da, siyasi entegrasyonun önemli enstrümanlarından biri olarak bilinirdi. Ancak, NATO''nun kurulduğu yıllardaki siyasi konjonktürle birlikte, önlemeyi amaç edindiği tehdidin tarif ve değerlendirilmesinde, günümüzde büyük değişiklikler yaşanmakta olduğundan ötürü, Teşkilatın, acil tehdit etrafından sağlayabildiği birlikteliğin (cohesion), eskisi gibi olmadığı görülüyor. Belki de, başlıca bu nedenledir ki, NATO, adeta durumdan görev çıkarır gibi, kendisine, şart içinde kalmaya fazla itibar göstermeksizin, yeni misyonlar edinmeye başlamıştır. Bosna''yı bir tarafa bıraksak bile, son Kosova olayları, bunun açık kanıtını oluşturmaktadır. Bu bakımdan, NATO''ya, yeni üyeler kabul etmek suretiyle, şimdikinden daha fazla genişlemeye ihtiyaç var mı? Şimdi bu sual soruluyor. Son defa, Doğu Bloku eski üyelerinden Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyetini de bünyesine katan NATO, Rusya sınırlarına kadar dayanmış oluyor. İlk aşamada, Rusya''nın, bu gelişmeden duyduğu kuşkuları gidermek ve Rusya''yı teskin etmek için, bir yandan, bu ülkeye yoğun yardım enjekte edilerek, ağzına bal çalınırken, diğer taraftan da, örneğin Kosova''da, açıktan, dışarıdan oyuna ortak edildi. Hoş, Ruslar, iğne deliğinden girercesine, önceleri 200 kişilik bir kuvveti emrivaki ile Priştine''ye, soktuktan ve bunun düzeyini, daha sonraları 3500''e çıkardıktan sonra, Batı bir kere daha, İkinci Dünya Harbi sonrası gösterdiği iyi niyeti ve saflığı hatırladı, ama, iş işten geçmiş oldu. Bununla beraber, Batı, Rusya''yı yerinde tutmak, siyasi arenayı tekrar karıştırmasını önlemek ve Kosova''da olduğu gibi, bir bakıma, suyuna gitmek için, anlaşıldığı kadariyle, artık NATO''nun, üçüncü dalga (third wave) olarak tabir edilen, yeni bir atılımla, Bulgaristan ve Romanya gibi, geriye kalan ülkeleri de kabul ederek genişlemekten vazgeçmişe benziyor. Aslında, bu yaklaşım, ilgili ülkelerin daha çok işine geliyor. NATO''ya girmeleri, Rusya''nın hatırı için, şimdilik düşünülemeyeceğine göre, o halde, Avrupa Birliği''ne alınsınlar. Son defa, Saraybosna''da yapılan Balkan İstikrar Paktı Zirvesi de bu yolda, zaten ilke kararı almadı mı? Balkanlar''daki istikrarın, ancak buraların Avrupa''ya entegre edilmesiyle mümkün olacağı fikri, herşeyin önüne geçti.

Biz ne yaptık? Balkan Devletiyiz, Balkanlar''da, biz de tabiatiyle, istikrardan yanayız dedik ve Batı''nın entegrasyon politikasına biz de imza attık. NATO''culuğumuzun borsadaki değeri düştü, Avrupalılıkta, Bulgaristan ve Romanya''ya yeşil ışık yaktık. Avrupalılık, meğer, kime niyet, kime kısmetmiş.