Kaydet
a- | +A

Avrupa Birliği''ne kabul edilecek yeni ülkelerin sayısının, Türkiye''mizle birlikte, onüçe çıktığı bilinmektedir. Bu, şüphesiz, katılımların, ancak müzakereler yoluyla sonuçlandırılmasını öngören siyasi bir ilke kararıdır, yani, teknik birçok koşulun öncelikle yerine getirilmesine bağlıdır. Bunların başında, serbest dolaşım gelmektedir.

Yeni katılımların, serbest dolaşımla birlikte gerçekleştirilmesine ençok itiraz eden iki ülke, Almanya ile, Avusturya''dır. Hayat standardı, normal Avrupa ortalamasının bile üstünde bulunan Avusturya''da, hem ücret ve hem de sair yan avantajlar itibariyle, fazlasiyle korunmakta olan yerli iş gücü piyasanın yeni akınlarla, kontrolden çıkacağı endişesini taşımaktadır. Birlik bünyesinde, hâlâ sorun olmaya devam eden, ancak şimdilerde partisinin başından ayrılmak zorunda kalan Jörg Haider''in, koalisyon ortağı Hürriyet Partisi''nin, son seçimlerde oyların % 23''ünü ve işçi kesimindeki oyların da % 47''sini, başlıca bu temayı kullanmak suretiyle temin ettiği bilinmektedir.

Çoğu Almanya''da olmak üzere, halen Avrupa Birliği''nde, 5 milyon kadar Doğu Avrupa kökenli yabancı yaşamaktadır. Komisyonun yaptığı projeksiyonlara göre, yeni katılımlarla, her sene Birliğe, 350 bin kişi girecek ve bunların yarısına yakın kısmı iş arayacaktır. Yeni gireceklerin çoğunun, daha önceden Almanya ve hatta Avusturya''ya yerleşmiş bulunan yakınlarının yanına gidecekleri tahmin olunmaktadır. Böylece, Almanya ve Avusturya''nın, esasen var olan yükü, Birliğin diğer üyelerine kıyasla, daha da artmış olacaktır.

İlk aşamada hatıra gelen, gerek Almanya''nın ve gerekse Avusturya''nın, katılım anlaşmalarına, serbest dolaşımı kısıtlayıcı veya en azından uzunca bir zamana yayıcı nitelikte hükümlerin konulmasında ısrarlı olabilecekleridir.

Buna karşılık, yeni katılacak ülkeler de, serbest dolaşımın, Birlik için, korkulduğu kadar tehlike oluşturmayacağını kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Yunanistan, Portekiz ve İspanya''nın da topluluğa kabulleri sırasında, işgücü piyasalarının kısa sürede altüst olacağı endişesi dile getirilmişti. Fiiliyatta, bunun tamamen tersi gerçekleşti. Bu defa, göç, Avrupa''dan Güneye yöneldi. Yani, Yunanlı, Portekizli ve İspanyol işçiler, ülkelerinde, üyelikten ötürü, iş ve yatırım imkanları arttıkça, peyder pey kendi yurtlarına döndüler. Yeni katılımcılar da, Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi, Birliğin iktisadi ve mali desteğinden yararlanıp, istihdam imkanları üretecek ve işçisini de, böylece yerinde tutabilecektir. Satınalma gücü paritesi itibariyle, gelir düzeyi, halen, Avrupa Birliği''nin üçte biri kadar olan yeni katılımcı ülkeler için, elbette, makul bir geçiş dönemi düşünülecektir. Bu dönem zarfında da, yeni katılımcılar, gelişmiş ülkelerde uzmanlığa yönelmiş işgücünün bıraktığı kaba, vasıfsız işgücü boşluğunu doldurmuş olacaktır.

İlk bakışta, bir senaryo izlenimini uyandıran bu gelişmeler, aslında, bizim de, Kopenhag kriterleri kadar, şimdiden, üzerinde ayrıntılı etüdler yapmaklığımızı gerektiriyor. İki buçuk milyon insanımızın yaşadığı Almanya ile sorunlarımız var. Katma Protokol ile, esasen, ahdi olarak temin etmekle beraber, fiiliyatta kaybettirildiğimiz işgücünün serbest dolaşımını, bu defa, sırası geldiğinde, katılma müzakerelerinde yerine oturtabilmeliyiz. Hazırlıklarımızı, Avrupa Birliği''nin bizden bekleyeceği, yeni ve esnek modalitelere göre yönlendirmeliyiz.