Sayın Dışişleri Bakanı, bir beyanatında, "Helsinki, artık son durak, burada, Türkiye''nin AB''ye üyeliğiyle ilgili bir karar alınmazsa, biz de, bu konuya avdet etmeyecek, üyelik üzerinde durmayacağız" anlamına gelen ifadelerde bulundu.
Avrupa Birliği içindeki, sonu gelmez hesapların dolaştırdığı yumağı bir türlü çözememekten kaynaklanan haklı tepki sonucu izhar edilen bu hissiyatı anlamamak mümkün değil. Avrupa Birliği, bizi bu nitelikte, bir nev''i patlama noktasına getirdi.
Ancak, yolumuz ne kadar uzun, ince ve meşakkatli olursa olsun, bizim de, gerçekçiliği elden bırakmamamız beklenir. Zorluklar karşısında, yeni bir yol arayışına girmemiz, bize sadece zaman kaybetirir. Bu, geçmişte de böyle oldu. Katma protokoldeki 12 ve 22 yıllık listelerdeki mükellefiyetler, bizim yerli sanayii çökertir deyip, uygulamayı dondurduk. Ne kazandık? Arkasından, Katma protokolün bizim için en hayati bölümü olan iş gücünün serbest dolaşımı, 70''lerin sonlarına doğru başlayıp 10 yıllık bir süreç içinde tamamlanması gerekirken, başta, Almanya''nın muhalefetiyle, bu iş geri kaldı. Ancak, biz de çanak tuttuk. Almanya ile ikili görüşmelere girip, cüz''i bir mali yardım ve bir kısım kullanılmış, miadı geçmiş askeri malzeme karşılığında, Avrupa Ekonomik Topluluğunun, bir bütün olarak, bize karşı sorumlu olduğu haklarımızdan, vazgeçebileceğimiz izlenimini verdik ve sonuçta, ne pazarlık yolu ile almak istediklerimizi alabildik ve ne de, daha sonraları, Topluluğa karşı haklarımızı, derbeyan edebildik. Ve iş gücünün serbest dolaşımı, kayboldu gitti. O kadar ki, Gümrük Birliği Anlaşmasını, daha sonra imzalayan iktidar bile, bunu ortaya atamadı ve adeta, herhangi bir karşılık temin edemeden, Gümrük Birliği gibi, mükellefiyetler manzumesinin altına girdik. Söylemek istediğim, tepkilerle, şimdiye kadar Avrupa Birliği''ni etkileyemedik. Zira, orada, hissiyattan çok, çıkarlar ve hesaplar ön plandadır.
Şimdilerde, deprem sonrası, sözde, Yunanistan''ın başını çektiği bir yumuşama var. Her ne kadar, Yunan Başbakanı, yine de, "depremzedelere yardım başka, prensipler başka" demeye devam ediyorsa da, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve hatta Hollanda bile, önümüzdeki Aralık ayında Helsinki''de yapılacak zirve toplantısında lehimize kararlar çıkarmanın niyet ve gayreti içinde olduklarına dair sinyaller veriyorlar. Her şeyden evvel, bu sinyalleri takip etmek gerekiyor. Bu ülkelerle ikili ilişkilerimizin bize sağlayabildiği kuvvet ve destekten nasıl daha iyi yararlanabileceğimize bakmalıyız. Muhalif gözüken İsveç ve Danimarka''yı ikna için neler yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Deprem dolayısıyle, bize müzahir ülkelerin Avrupa Birliği bünyesinde geliştirmek istedikleri projelerin hayata geçirilebilmelerini kolaylaştırmalıyız. Herhalde, Avrupa Birliği''nin karşısına projelerle çıkmalıyız. Aynı şeyi, kredi açma hazırlığı içinde olan Avrupa Kalkınma Bankası için de yapmalıyız. Ne ferdi ülkelerin ve hele ne de uluslararası kuruluşların, bankaların, projesiz kredi verebileceklerini düşünmemeliyiz. Aksi halde, yardımlar sınırlı, acil insani düzeyde kalabilir.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde, bizim kullanabileceğimiz ne var? Ona bakmalıyız. Örneğin, Birlik bünyesinde ve münhasıran Birliğe üye ülkeler arasında oluşturulmak istenen Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (ESDI), bizim de, neredeyse başından bu yana içinde bulunduğumuz ve geçmişte çok hayati katkılar göstermiş olduğumuz NATO''dan mücerret düşünülemez. Yeni düzenleme, hayata geçirilebilirse, NATO''nun imkanlarını kullanacak. Bizi, şimdilik bünyesine almak istemeyen, Avrupa Birliği, bize rağmen NATO''yu nasıl kullanacak? Tek başına bu bile, bizim için, Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde çok kuvvetli bir dayanak değil midir? Bu konudaki ağırlığımızı değerlendirmek varken, Dışişlerimizin, kestirme, "istemezük" gibi tepkilere kapılması, alışılmış değildir.

