Son günlerde, birbirini uç uca takip eden iç ve dış gündem nedeniyle, çok önemli bir gelişme, bir gerçek, dikkatlerden uzak kaldı. Hindistan''ın elli yıldan bu yana ısrarla sürdürdüğü silahlı emrivaki ve zulmün adı olan Keşmir meselesinde, Pakistan, geçmişte de olduğu gibi, bu defa da, sonuna kadar direnmek imkân ve kabiliyetini haiz olduğu halde, hasmın silahından çok, ekonomiye yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. Başbakan Navaz Şerif, önyargılı Amerika''ya kendisini anlatamadı. Amerika, salt, Hindistan''ın sayısal büyüklüğünden hareketle, öteden beri Hindistan''la Pakistan''ı, Keşmir uyuşmazlığında aynı kefeye koydu. Keşmir''de, mücahidin, emsali görülmemiş namüsait koşullar altında zulme savaş açtığını, insanlığını ve onurunu korumak için, Himalayalar''ın tepesinde göğsünü kurşuna siper ettiğini hiçbir zaman göremedi veya görmek istemedi. Bu defa da, daha işin başından itibaren, Pakistan''a baskı yaparak, ateş-kes hattının ötesine geçtikleri iddia edilen mücahitlerin geri çekilmelerinin sağlanmasını Pakistan''dan istedi durdu. Sonuçta, istenilen oldu ve Başbakan Navaz Şerif, son defa Washington''u ziyaretinde, Başkan Clinton''dan, sorunun çözümüne yardımcı olacağı vaadine karşılık, mücahitlere çekilme telkininde bulunmayı kabul etti.
Başbakan Şerif''in bu kararı almasının, zannedildiği gibi, pek kolay olmadığını hemen belirtmek gerekir. Zira Keşmir, Pakistan için milli bir davadır. Elli yılı aşkın bir süreden beri bu yolda mücadele verilmektedir. Hindistan''la üç kere savaş göze alınmış ve savaşılmıştır. Halk, yediden yetmişe kadar, Keşmir için ayaktadır. Silahlı Kuvvetler için, Keşmir bir onur meselesidir. Siyasi partiler içinde özellikle, aşırı muhafazakar dinciler, halkı sokağa dökerek, Hükûmete çok zor günler yaşatabilirler. Buna rağmen, Hükûmet, geri adım atıyor. Sebebi, Handistan''dan ne korkudur ne de savaş. Sebebi ekonomidir. Dünya Bankası''nı ve Uluslararası Para Fonu''nu elinde bulunduran Amerika, 1998 yılı Mayıs ayında, Hindistan''ın yaptığına mukabele olarak, beş atom denemesi yapmak zorunda kalan Pakistan''ı, ambargo ile tehdit ettiği gibi, bu defa da, aynı yola başvurmaktan çekinmemiş ve etkisini kullanarak, Pakistan''ın borç erteleme girişimlerini engellemiş ve Pakistan''ı köşeye sıkıştırmıştır.
Yani, Amerika, ne milli dava dinler, ne öncelikleri gözetir ve ne de Hükümetlerin akıbetiyle ilgilenir. Önemli olan, Amerika''nın global hedefleri ve öncelikleridir. Bunları gerçekleştirmek için, ülkelerin ekonomik bakımdan zor durumlarından yararlanmaktan da çekinmez.
Pakistan''ın yaşadığı bu sonuncu olay, ekonomide ve politikada Amerika''ya ve Amerika''nın etkin olduğu uluslararası kuruluşlara bel bağlamanın, nelere mal olabileceğini bir kere daha gözler önüne seriyor.
Bahsi diğer olmakla beraber, bu vesile ile, Pakistan''la ilgili olarak, başka bir müşahedeyi de kaydetmek istiyorum: Keşmir''de böylesine bir karar almak, Pakistan''da, bundan önceki dönemlerde, pek kolay düşünülemezdi. Ülkenin bağımsızlıktan bu yana geçen elli yılı aşkın ömrünün yarısından çoğunun askeri yönetimlerle geçtiği ve Silahlı Kuvvetlerin halen de nafiz mevkide olduğu hatırlandığında, Başbakan Navaz Şerif''in aldığı bu cesur kararın, herşeye rağmen, Pakistan''da yepyeni bir oluşumu haber verdiği aşikardır. Silahlı Kuvvetler, tüm etkinliğine rağmen, sivil yönetimin emrinde olmayı, ülke çıkarları açısından yeğlediğini kanıtlamak istemektedir. Nitekim, bildirildiğine göre, Başbakan''ın Keşmir''le ilgili olarak aldığı karar, Silahlı Kuvvetlerle, sivil yönetimin birlikte temsil edildikleri Milli Güvenlik Kurulu''nda alınmıştır. Böylece, vaktiyle, Afganistan''da olduğu gibi, bu defa, Keşmir''de de, Kuvvetlerarası İstihbarat Servisi (ISI) adlı askeri örgütün, yönetimi dinlemeyerek, kendi başına hareket ettiği iddia ve propagandası da çürütülmüş olmaktadır.
Sırası gelmişken, Dışişlerimizin, Pakistan''la Hindistan''a, birçok ahvalde, eşit mesafeden bakmasını bir türlü anlayamadığımı belirtmek istiyorum. Hindistan, boyutları itibariyle, büyük olabilir. Ancak bu, o ülkenin Keşmir''de, elli yıldan bu yana zulüm yapmakta olduğunu kapatmaz. İkincisi, tüm kollamamıza rağmen, Hindistan''ın, hangi meselemizde bize müzahir olduğunu şahsen hatırlamıyorum. Tabii, çıkardığı engelleri burada saymak istemiyorum. Bizim için Pakistan''ın, öteden beri ne değer ifade ettiğini tarife bile gerek yoktur. Hal böyle iken, iki ülke arasında uyuşmazlıklar çıktığı her defasında, her iki tarafa, aynı uyarıları yapan ve öğütleri veren yaklaşımı artık bırakmalıyız. Pakistan, sadece dostumuz ve kardeşimiz değil, fakat daima haklıdır da.

