Türkiye''yi destabilize etmek amacına yönelik bir dizi faaliyet ve cinayetin üzerindeki perdeler kaldırıldıkça, altından, İran görüntüleri çıkıyor. Birçoklarımız buna şaşıyor ve delil, hatta yargı hükmü olmadıkça, komşu ülkenin itham edilmesini doğru bulmuyor. Bunu niçin yaptıklarını kestirmek zor, ancak yine de sebebini kendileri bilirler.
Bir kısım medya da, İran''ın avukatlığını başka bir kılıf içinde üstleniyor. Deniliyor ki, Türkiye''de istikrarsızlık oluşturanlar ve cinayet işleyenler, İran''daki eski rejimin taraftarı olabilirler. Halbuki, halihazır Cumhurbaşkanı Hatemi yönetimi ve kendisini destekleyen liberaller, bu nev''iden faaliyetin içinde olamazlar. Dolayısıyle, İran Hükumetini karşımıza almadan, bu inceliklere (!) dikkat edelim.
İlk nazarda, zihin çelen bir retorik. Ancak, unutulan bir gerçek var. İran bir bütündür. Yani ılımlı Hatemi ile birlikte, Hatemi''nin üstünde dini lider ve bu liderliğe doğrudan bağlı askeri, sivil ve yargı örgütleri, bütün satvetiyle, yönetimi, ortak kabul etmeksizin, yönlendirmeye devam ediyorlar. Bu ayırımı yapmak mümkün mü? Ve bunu yapmak bize mi düşer?
Anlaşılmayan nedenlerle, şimdiye kadar İran''a yaptıklarına karşın, hep, çıkış yolları (way out) düşündük ve İran da, bizim bu tutumumuzdan hep yararlandı. Şimdi sormak lazım, Şah''tan bu yana geçen bunca zaman, İran''a ne kadar yaranabildik? İran, bizi hep karıştırmaya devam ettiği gibi, ne ikili alanda ve ne de birlikte olduğumuz çok taraflı işbirliği örgütleri içinde, bize hiçbir şeyi yaşatmadı. CENTO''dan başlayarak, RCD''yi ve şimdilerdeki ECO''yu hatırlayalım. İran, buralarda hep önümüzü kesti. Hatta, bize, ananevi olarak bağlı olan Pakistan''ı bile, baskı altında tuttu.
İran''ın, vaktiyle önüne koyduğumuz deliller zaman aşımına (!) uğradıysa, yenilerini ortaya çıkaracaksak ve bu da zaman alacaksa, yine de, İran''a karşı yapacaklarımız olmalıdır. Spesifik önlemleri düşünmek ve uygulamaya koymak, elbette, başta Dışişlerimiz olmak üzere, yetkili kuruluşlarımızın işi. Bununla beraber, ilk aşamada, İran''a karşı bir tavır ortaya koymak bakımından, önümüzde bir fırsatın olduğunu zannediyorum.
İktisadi İşbirliği Örgütü''nün (ECO), Devlet ve Hükumet başkanları düzeyindeki Zirve toplantısı 10 Haziran''da Tahran''da yapılacak. Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantı ise, 8 Haziran''da, yine Tahran''da yapılacaktır. Kanımca, en azından, yeni seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımız, mevcut koşullar altında, Tahran''a gitmeyi düşünmemelidir. Dışişleri Bakanımız toplantıya gitmeyi öngörüyorsa, en fazla, bu düzeyle iktifa edilmelidir.
(ECO) ile ilgili olarak, şahsen, bir adım daha ileri gidilmesinden yanayım. ECO Tahran''da olduğu sürece, bundan ne biz ve ne diğer üyeler, fazla bir şey bekleyebilirler. Bunu, zaman göstermiştir. Üyeliğe alınmalarında, bilfiil etkin olduğumuz Orta Asyalılar da, ECO''nun Tahran''da oluşundan memnun değiller ve bu yüzden de ECO ile yeteri derecede ilgilenmiyorlar. Orta Asya''nın geniş doğal imkan ve kaynaklarının ve ulaşım sisteminin, ECO bünyesinde daha iyi değerlendirilebilmesi için, kanımca, en iyi yol, ECO''nun merkezini, Orta Asya''ya, ezcümle, Avrasya''da pilot konumuna hazırlanan Kazakistan''a taşımaktır. Biz, şimdiden, bu fikri ortaya atıp, ilgili çevrelerde görüş oluşturulmasına çalışmalıyız.

