Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad''ın cenaze törenine, Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmak suretiyle, Türkiye''nin, her şeye rağmen, büyüklüğünü gösterdiği ve iyi niyetini kanıtladığı ifade olunmaktadır. Varid olabilir, ama doğru muydu?
Törende, Chirac''tan gayri Batılı Devlet başkanı yoktu. Fransa''nın konumu, kendisine özgü. Ülke, bağlı olduğu bütünden koparıldıktan, bağımsızlığını kazandığı 1946 yılına kadar Fransız mandası altındaydı. Bu birliktelik, şu veya bu şekilde, bugün de devam etmektedir.
Bizim değerlerimize göre, bu dünyadan göçen bir faninin arkasından, zoraki iyi söylemesek bile, kötü söylememiz de mümkün değildir. Hafız Esad''ı, hayrıyla, şerriyle kendi halkı değerlendirmelidir. Protokol icabı ve biraz da komşuluk icabı, bir cenaze törenine katıldığımızda, bizim yapacağımız, usul neyse, adet neyse, onu yerine getirmektir. Şu, çok erken sayılacak bir sırada, 30 yıllık iktidarı boyunca, Hafız Esad''ın sürekli canlı tuttuğu Türkiye düşmanlığını, Türkiye''ye çıkardığı gaileleri ve hele, 15 yıldan bu yana ülkeyi ve milli varlığı, bütün yönleriyle destabilize eden teröre ve onun başına kol kanat germesini, okunmuş, aşınmış bir kitap sahifesi gibi çevirip kapatacak mıyız? Bu kadar insancıllık, karşı tarafça takdir edilecek mi? O karşı taraf ki, toplum olarak, yönetim olarak, kadro olarak, hep kuvvetle, şiddetle yetişmiş, yönetilmiş ve şartlandırılmıştır. Onların, insancıllığı, zafiyet olarak algılamalarından, şahsen çok endişe ederim. İnşallah yanılırım ve Suriye''de yeni yönetim, bu jestimize karşılık, Hatay''ı bir daha ağzına almaz ve GAP''ı torpillemekten vazgeçer.
Barıştan, işbirliğinden ve karşılıklı güvenin tesisinden yana olduğunu kanıtlamak durumunda olan biz değiliz. Karşı taraftır. O halde, acele etmeyelim, karşı tarafa yine zaman tanıyalım, ancak önce bunu görelim. En büyük ve en yüksek kozumuzu, daha karşılaşmanın başında, ortaya atıp, tüketmeyelim.
Medyamız da, habercilik adına da olsa, ''modern Suriye'', modern Suriye''nin kurucusu gibi, hakikati ne ölçüde yansıttığı münakaşalı, abartılı takdimlerle, karşılıksız ve gereksiz hizmetlere talip olmamalı. Unutulmamalıdır ki, Suriye, eski Sovyetler''le sıkı fıkı olduğu dönemlerde, oradan aldığı, fakat fiiliyatta, çakar almaz durumdaki tanklarını, ikide bir, gözümüze sokar gibi, haber mevzuu yapar ve bizde bazı kolaycı çevreleri bayağı korkuturdu. Halbuki, bugün bile, cenazede kopardıkları vaveylaya rağmen, halkı, inim inim inleyen, biribirinin kurdu sayısız hafiye örgütlerin baskısından gözünü açamayan, en fazla % 10''luk mütegallip bir azınlık tarafından kafes arkasında tutulan Suriye nerede, Türkiye nerede?
Bana kalırsa, Türkiye cenaze törenine, Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmakla, çok önemli bir ölçeği de gözardı etmiş oldu. Her ülke, uluslararası protokolde, temsil ettiği değerlere göre kote edilmektedir. Suriye, bizimle olan tarihi bir yana, uluslararası araneda (rogue state) olarak tanımlanır. Suriye''nin içerideki ve dışarıdaki efaline bakılırsa, bu tanımlama, hiç de haksız değildir. Her ülke Suriye''ye, buna göre muamele eder. Ürdün Kralı Hüseyin öldüğünde, tabutu başında, üç veya dört Amerikan Başkanı yer almışlardı. Ortadoğu''da barışın, bir türlü açılamayan inatçı kilidi olarak bilinen Hafız Esad''ın cenazesine, Amerika, en fazla, Dışişleri Bakanı''nı gönderdi.
Türkiye, medeni alemin vazgeçilmez değerleri olan, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokrasiyi, bölgede, bayrak olarak taşıyan tek ülkedir. Bu hüviyetiyle, bölgeselliği aşıp, Avrupa''nın, dünyanın saygın ve eşit bir rüknü olma yolunda olan Türkiye''nin, Suriye''ye de, karnesi kadar muamele etmesi beklenirdi. Aksi halde, şap da bir şeker de bir olmaz mı?

