Kaydet
a- | +A

İki haftadan bu yana, belli başlı gazetelerin başyazı ve köşe yazılarına daha dikkatli bakıyorum. İşlenen konu teke indirilmiş, seçim sonuçlarına göre, hükûmet hangi partiler arasında kurulacak? Şöhret sahibi yazarlar bile, bir yandan Türkçe''ye vukufu, öte yandan, bunca yıldan beri yaşadıkları siyasi deneyimleri kullanarak, biri diğerinden farklı, okuyucuyu düşünmeye sevkedecek, ufkunu açacak bir istikamet göstermekten uzak görünüyorlar. Herkes, elde mevcut kuvvet ve ağırlığının nereden menkul olduğu bilinmeyen verilerden hareketle, adeta bir postula misali, hükûmetin, DSP, MHP ve ANAP arasında bir koalisyon oluşturulmak suretiyle kurulabileceğini, diğer alternatiflerin gerçekçi olmayacağını tekrar edip duruyor. Hatta o kadar ki, aralarındaki derin anlaşmazlık bir kıvılcımla ortaya çıkınca, bir araya gelemeyeceklerini ilan eden DSP ve MHP''ye, uzlaşın, başka türlü hareket edemezsiniz, uyarıları bile yapılıyor.

Diğer partilerin de, hem kendi aralarında ve hem de koalisyona başçılık edeceği ilan edilen partiyle sorunları var.

Bu tablo, aslında, seçimin hangi platformda yapıldığını bir kere daha hatırlatmaktadır. Seçimde, partiler, belli ilke ve manifestolarla seçmen karşısına çıkmış ve bugün de, ilan ettikleri seçim bildirgelerinin arkasında durabilmiş olsalardı, koalisyon hesapları, herhalde, partilerin kendilerini karakterize eden, çeşitli konulara ilişkin temel yaklaşımları, ilkeleri üzerine bina edilmiş olacaktı. Normali de bu olacaktı. Ancak seçimlerde, hemen hiçbir parti halka, sadra şifa bir şey söylemediği için, şimdi kendilerini çok serbest hissediyorlar. İlkelerden, politika tercihlerinden çok, kişisel ön yargılarla hareket ediyorlar ve böylece de, kendileri açısından geniş manevra kabiliyeti elde etmiş oluyorlar. ANAP, DSP-MHP ortaklığını desteklerim diyor. Refahyol''un eski ortağı DYP, bazı şartlarla, DSP ve ANAP''la bir araya gelebilirim diyor. Fazilet Partisi, seçimlerde, kendi oturduğu zemini ayağının altından ustaca çekip alan MHP''yi, kuracağı hükümette, gerekirse dışarıdan bile desteklerim diyor. Bu varyasyonlar arasında, ilkelerin siluetini bile bulabilene helal olsun.

Bugünkü partilerin hemen tamamı, yıllardır sahnede olan belli başlı partilerin, zaman içinde, değişik isimler benimseyen devamından başka bir şey olmadıkları ve her birinin taban oyları, üç aşağı, beş yukarı bilindiği halde, hayal kırıklıkları içinde, her seçimde, bir o yana, bir bu yana meyleden seçmenin gösterdiği tepkinin yansıması olan konjonktürel oyları, olduğundan fazla abartarak, denklemin başına koyunca, bugünkü çıkmaza, bir bakıma çanak tutulmuş oluyor. Bu fasit daireden artık çıkılmalıdır. Bir araya gelecek ve koalisyon teşkil edecek partiler için ölçek, artık ortak politika tercihleri olmalıdır. İyiye gittiği herhalde söylenemeyecek ekonomide, makro dengeler nasıl tesis ve muhafaza edilecek? Sosyal politika öncelikleriyle, aşırı harcamalarla yıpranmış bütçe ve maliye politikası, birlikte, yeniden nasıl ele alınacak? Aşırı vergilerle ürkütülmüş bir özel sektör mü, yoksa, daha çok üretime ve daha çok istihdama teşvik edilen ve tüm unsurlarıyla, kâmil bir serbest piyasa düzeninin, kurumlarıyla, bir an önce yerleştirilmesi mi esas tercih olacaktır? İçeride PKK terörünün hâlâ devam eden mazarratını, artık kökünden gidermeye çalışırken, dışarıda, Kosova''da sürüklenmekte olunan yangından biraz baş kaldırıp, Yunanistan''la, İran''la ilişkilere nasıl çekidüzen verilir? Uzun süredir, kendi haline bırakılmış olan Orta Asya ve Kafkaslarla ilişkilere, beklenen canlılık ve güvenirlilik nasıl kazandırılır? Petrol ve doğalgaz boru hatlarıyla, Rusya ile bırakılan ilişkiler dosyaları raflardan nasıl indirilir? gibi sorunlar tartışmaya açılsa, eminim ki, partilerimiz, halktan ve kamuoyundan, şimdikinden daha çok ilgi ve destek görecek, benim gururum senin onurun gibi, içi boş şeylerle zaman harcayıp, bıkkınlık doğurmayacaklardır.