Kaydet
a- | +A

Ülkemizde muhalefetin tarifi gayet kısa ve basittir; İnsan karalama. Sayın Başbakan Bülent Ecevit, Amerika''ya hareketinden önce, havaalanında basına yaptığı açıklamada, önündeki metinden okurken, Otuz Ağustos Zafer Bayramına atıfta bulundu, bayramı kutlarken, Yurtta bulunamamaktan ötürü üzüntü duyduğunu izhar etti. Tabiatiyle, hemen farketti ve düzeltti.

Bana kalırsa, bunun, ne yaşla ve ne de sağlık sorunuyla ilgisi vardır. Herkeste ve her yaşta olur. Zihninizi bir şeye takar veya, zamanı olsun olmasın, bir şeyi düşünce alanınız içinde çok tutarsanız, bazen diliniz kendiliğinden bu bilinç altı konuya kayar ve bunu yansıtan ifadeler, gayri ihtiyari ağzınızdan dökülür.

Bunun tıbbi tarifini elbette hekimlere bırakmak doğru olur. Ancak yanlış hatırlamıyorsam, buna "lapsus" deniliyor.

Hal böyle ve Başbakan ülke açısından çok önemli bir dış geziye çıkmak üzere iken ve hatta gezide iken, bunu mesele yapıp, Başbakanın sağlığını münakaşa konusu haline getirmek, neye hizmet eder, bilinmez.

Beni şahsen şaşırtan başlıca iki tezahüre şahit oldum. Bunlardan birincisi, basının en deneyimli yazarlarından Emin Çölaşan''ın, Hürriyet gazetesindeki köşesinde bu konuya geniş bir yer ayırması ve sayın Ecevit''in, bu halde, işi daha nasıl götürebileceğini sorgulamasıdır. Bırakalım mücameleyi, en azından basın camiasının iki duayen mensubu arasında olması beklenen mesleki dayanışma bile buna tek başına cevap vermez.

İkinci örnek, Fazilet Partisinin yetkili temsilcisi, hekim, Prof. Dr. Ali Gören''in, bulunmaz bir fırsat yakalamışcasına, alelacele bir basın toplantısı tertipleyerek, Başbakana zaman oriantasyon bozukluğu teşhisi koyup, bu koşullarda, dışarıda ülkeyi temsil etmesinin doğru olmayacağını ima etmesidir.

Sayın Gören, muhalefeti böyle anlıyorsa, söylenecek bir şey yok. Ancak öyle zannediyorum ki, bu beyanlar hiç etkili olmadığı gibi, muhalefetin, hemen her alanda tutarlı politika üretmek, hükümetin icraatı karşısında, daha iyi, mukabil alternatifler ortaya koymak gibi, arzu edilen egzersizlere yönelmek yerine, kolaycı enstantanelerin peşinde umut aradığı izlenimini vermektedir. Halbuki, temenni edilirdi ki, son genel seçimlerin sonuçları bazı partilerimiz için uyarıcı olsun, seçimlerden önce ve seçimlerden sonra, halkımızın, önüne politika seçenekleri konulmasını beklediği, sloganlarla veya sabun köpüğü misali, çabucak sönüp gideceği belli markajlarla vakit geçirmek istemediği artık anlaşılsın.