Geçenlerde, televizyonlarda, Kosova''da, gündelik olaylar haline gelen olup bitenleri seyredenler, Priştine''de, Sırplarla Arnavutlar arasında çıkan çatışmada, bölgede görevli, (KFOR) adı verilen Özel Kuvvet içindeki Fransız askerlerinin, Arnavutları nasıl hırpaladıklarını, herhalde izlemişlerdir. Polislik ayrı şey, askerlik ayrı şey. Askere, sözde geçici de olsa, polislik görevi verilirse, işte, hayretle takip ettiğimiz olanlar olur.
Bu tablonun, üzerine oturtulduğu arka plana (background) baktığımızda, bazı şeylerin nasıl aceleye getirilerek, pamuk ipliğine bağlandığını görüyoruz.
Geçen yıl, Batı, Rambouillet''de bir plan hazırladı ve buna göre, Kosova''da, üç yıl sonra, nihai statüyü tayin için referandum yapılacaktı. Miloşeviç, planı reddetti. Kosovalı Arnavutlar da, "Siz bu planı kabul edin, Miloşeviç direnirse, kendisini bombalar, sonunda dize getiririz" dendi ve bağımsızlıkta direnen Arnavutlar''a, Rambouillet anlaşma taslağı imzalatıldı. Sonuç değişmedi ve bombardıman başladı. Ancak, ilk günlerde kayda değer sonuçlar alamayan ve uzayıp giden hava bombardımanı, Arnavutlar için daha da kötü, beklenmedik bir akıbeti hazırladı ve hatta teşvik etti. Sırplar katliamı hızlandırınca, Arnavutlar yüzbinlerle, Kosova''yı boşaltmak ve çevre ülkelere kaçmak zorunda kaldılar. Ortaya, başlangıçtakine kıyasla, bambaşka ve acil nitelikli bir hedef çıktı. Mülteciler mutlaka yerlerine dönmelilerdi ve NATO da, prestijini kurtarmak için, Miloşeviç''in işini bitirmeliydi. Yani Kosova''nın belli aşamalardan geçerek dahi olsa, bağımsızlığı tümüyle rafa kaldırıldı. Yugoslavya''da ekonomi çökertildi ve sonunda Miloşeviç, bölgeye, uluslararası barış gücünün yerleştirilmesini kabul etmek zorunda kaldı. Bir taraftan, mülteci Arnavutlar yerlerine dönerken, diğer taraftan da, intikam korkusuyla, Kosova''daki Sırplar''ın önemli bir kısmı, yöreyi terketmeye başladı. Yerlerinde kalanlar, barış gücünün himayesine sığınmaktan başka çıkış yolu bulamadılar. İşte bu aşamadan sonra, başlangıçta Arnavutlar için savaşı göze alan NATO, bu defa Arnavutlar''ı önlemek ve kontrol altında tutmak gibi, hazırlıklı olmadığı bir polisiye görevle karşı karşıya kaldı. Şimdi, bir tarafta, gittikçe toparlanan ve bağımsızlığı unutmayan Arnavutlar, diğer tarafta, rolleri değişen, bu defa, mağdurları oynayan Sırplar var. Hedef de, Kosova''da, çok etnik unsurlu, müstakar bir demokrasiyi kurmak ve yerleştirmek. Bunun için, nazım bir dış güce ihtiyaç var. Bu güç, hem etnik unsurlar arasında, zamanla karşılıklı güvene dönüşecek emniyeti sağlayacak, kurumları oluşturacak ve bu arada, gündelik nizam ve asayişe bakacak. Şu sıradaki 35.000 kişilik kadro, böylesine bir misyon için yeterli değil, hele polislik görevi için, hiç eğitimli ve hazırlıklı değil. Toplam 35.000 mevcutlu bir polis kadrosu oluşturulmaya çalışılıyorsa da, bu hususta da, daha işin başında bulunuluyor. Şimdi, bütün mesele, Batı, bu derece kapsamlı fedakârlığı göze alacak mı? Ve uzun süre Kosova ile angaje olacak mı? Yoksa, çok etnik unsurlu model uygulanabilir değil deyip, Kosova''nın Arnavutlar ve Sırplar arasında bölünmesine mi yol hazırlayacak? Bunu da zaman gösterecektir. Bizde halk arasında, yerindebir söz vardır. "El atına binen tez iner" derler. Gerçekten, Kosovalılar''ın umudu Batılı dağlara kalmışa benziyor. İnşallah bu dağlara tez kar yağmaz.

