Kaydet
a- | +A

Strasburg''taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin, Türkiye''de idam hükmü giyen Öcalan''ın avukatlarının başvurusu üzerine, infazla ilgili ihtiyati tedbir kararı almış olmasının, ülkede, gereksiz yere telaş ve tereddüt oluşturduğu gözleniyor.

Hükûmet yetkilileri, biz Avrupa''nın bir parçasıyız, Avrupa Konseyi biziz, dolayısıyla, Mahkemenin kararını dikkate almak durumundayız ve bu da çok doğaldır görüşünü ileri sürmektedirler. Önemli hukukçuların bir kısmı da bu görüşe katılmaktadır. Buna karşılık, bir kısım çevre, böylesine bir yaklaşımı, iç işlere müdahale ve teslimiyetçilik olarak görmektedir. Bazı kalemler de, Helsinki''ye bu kadar yaklaşıldığı bir sırada, Avrupa''yı ürkütmeyelim, momentumu kaçırmayalım demektedir. Hele, Ankara''daki Alman Büyükelçisinin, diplomasi ve mücamele kurallarını unutarak, yaptığı beyanlar, korkuyla hareket edenleri iyice telaşa sevketmişe benziyor.

Önce Hükûmetin tutumundan başlamak gerekirse, içinde yaşamakta olduğumuz koşullarda, Avrupa biziz demek biraz fazla iyimserlik gibi geliyor bana. Avrupa ile her yönden bütünleşmek, elbette hedefimizdir. Ancak bu yolun neresindeyiz? Bunu böyle biliyorsak, önceleri Avrupa Ekonomik Topluluğu''na, arkasından Avrupa Topluluklarına ve şimdilerde de Avrupa Birliği''ne uyumda neden hep ayak sürtegeldik? Bugün tam üye olan ülkelerin önemli bir kısmı, tam üyeliği beklemeden, bunu, benimsenmesi vacip bir disiplin diye, Topluluğa ve Birliğe uyumu peyder pey gerçekleştirmediler mi?

Siyasi mülahazalar yanında, başlıca bu nedenle, bizi hâlâ kapıda bekletmekte beis görmeyen Avrupa ile, kendi kendimize, bütünleştik demekliğimiz, olsa olsa, İnsan Hakları Mahkemesi''nin ihtiyati tedbir kararına itibar için, düşünüp, bulduğumuz bir kılıf olabilir.

Halbuki, buna ne gerek var? İhtiyati tedbir kararı olsa da, olmasa da, bizdeki hukuki süreç daha devam ediyor, henüz nihai olarak tamamlanmadı. Bu bir. İkincisi, bölücübaşının idam hükmünün infazı için Meclis''in iradesine ve Cumhurbaşkanı''nın onayına ihtiyaç var.

Alelade bir katil olmaktan öteye, insanlık suçu işleyen Öcalan''ın avukatlığını üstlenenlere, bunları ve ayrıca, 14-15 seneden bu yana, elliye yakın idam dosyasını kendiliğimizden bekletmekte olduğumuzu anlatmak yok mu?

Aslında, Avrupa karşısında hep savunmada kalmamız için ciddi bir neden yoktur. Bunu, içeride biribirimizi yemek için, hep kendimiz buluyor ve hazırlıyoruz.

Her ülkede olduğu gibi, Türkiye''de de, politikacının görevi, maşeri vicdanı kollamaktır. Önemli olan bu vicdani tatmindir. Yoksa, dışarıdan kesilen ahkâma, Avrupalıdan Avrupalı gözükmek hevesleriyle, pabuç bırakmak değildir.