Dünya Ekonomik Forumu''nun (World Economic Forum), Kazakistan Hükümetiyle işbirliği halinde, 26-28 Nisan tarihlerinde, Almatı''da düzenlediği, Avrasya Ekonomik Zirvesi (Eurassia Economic Summit-2000) toplantısına, METİŞ ve MENSEL Yönetim Kurulları Başkanı ve uluslararası Müteahhitler Birliği Başkanı Sayın Kadir Sever''in yönetiminde katılan heyet içinde ben de yer aldım ve konferansı izledim.
Bundan altı yıl önce de görev yaptığım, Asya''nın ve yeni Avrasya tarifinin en önemli rüknü olan bu ülkeden Türkiyemize baktım. Bağımsızlığın ilk ve sancılı günlerinde ve hemen herkesin buralara yaklaşmakta beklemeyi tercih ettiği dönemde, Türkiye, bu ülkelerin ve halkın yanıbaşında idi. Onlarla herşeyini paylaşıyor, kendi tarihsel deneyimlerinin verdiği güven ve cesaretle, bu ülkelere, başladıkları uzun ve çetin yolculukta yürek ve moral veriyordu. Yani, Türkiye, Orta Asya''da idi. Halbuki, bugünlerde, Türkiye, Orta Asya''dan epey uzak gözüküyor. Sahneyi ve meydanı boş bulan yeni oyuncular türemiş. Bunlar, bir yandan, tabiri caizse, Orta Asyalılar''ın gözlerini boyamak için, olmadık kılıklara girmekte ve bir yandan da, Türkiye''yi uzak tutmak için ne lazımsa yapmaktalar.
Elbette, güreşte rakibe kusur bulmak, işin kolayı. Ancak, esas sorulacak sual, bu arenada, belli bir çizgide kalarak, hangi uzun vadeli politika tercihlerini, zaman içinde uygulamaya koyduğumuz olmalıdır. Orta Asya, bir süre sonra, kartalların havada, yükseklerden, heryeri tarassut altında bulundurduğu bir çıkarma yeri haline gelmişti.
Biz ne yaptık? Orta Asya dosyasını, her koalisyon değiştikçe, yeni bir Devlet Bakanına havale ettik. Her defasında, yeni müşavirler, yeni kadrolar, bölgeyi keşfe kalktılar, yeni ve keskin stratejiler belirlediler, çoğu kez, ilgili ülkeler yöneticilerini ürkütürcesine, sanki oralar bütünüyle bizden sorulurmuşcasına, hedefler tayin ettiler. Bu arada, kendi inisiyatifiyle bölgeye giden iş ve ticaret erbabını da kendi hallerine bırakıp, onların da, işin kolayına yönelmelerine ve sonuçta, ağırlık itibariyle küçük tüccar, müteahhit ve esnaf olmaktan öteye gidememelerine sebep oldular.
Bu arada, Batı, önce Rusya''yı kolladı ve Rusya''nın, içinde bulunduğu şartlarda, artık buralarda etkin olacak halde olmadığını belirdi ve ilk günlerin tereddüdünü üstünden atarak, süratle Orta Asya''ya girdi. Biz, kendimize göre, buna da gerekçe bulduk. Batı, büyük projeleri kapatmakta, bize göre fazlasıyle avantajlı idi, istenilen düzeyde öz kaynak getirmek imkanı vardı.
Bu gerekçeyi, bir dereceye kadar kabul etmek mümkün olsa bile, başlangıçta, buralara yanaşma teşebbüslerinde, her defasında refüze edilmiş olan İran''ın bugünkü durumuna ne diyelim? 1992 yılının Kasım ayında, zamanın İran Dışişleri Bakanı Velayeti, Orta Asya ülkelerinin hemen tamamını içine alan 45 günlük bir sefere çıkmıştı. Sonunda, bu ülkelerden hiçbiriyle değil, anlaşma, basit niyet mektupları bile imzalayamamıştı.
Almatı Zirve toplantısında, sahnede adeta birinci oyuncu rolüne talip olan İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Hassan Habibi''yi dinledim. Havası, eski günleri yaşayan biri olarak, beni, kendi hesabımıza, doğrusu çok şaşırttı.
Bölgede ön plana çıkan İran''la birlikte, tabiatiyle, yeni Rusya''nın ve Çin''in konumunu, kendi durumumuzla mukayeseli olarak, ayrıca sunacağım.

