Kaydet
a- | +A

Ortadoğu barış sürecinde bir süreden beri yaşanmakta olan tıkanıklığın, tamamen olmasa bile, önemli ölçüde giderilebilmesi için, ortamın, eskisine kıyasla, şimdi daha müsait olduğu anlaşılmaktadır. Bu, sadece, İsrail''de, Netanyahu''nun yerine, daha ılımlı olarak bilinen Ehud Barak''ın Başbakanlığa gelmesiyle izah edilmiyor. Belki de, bir tesadüf veya gerçekçilik eseri olarak, hem sahnede yeni oyuncular ve hem de eski oyuncuların bilinen ananevi görüşlerinde önemli tahavvüller var.

Ortadoğu''da, öteden beri makûlatı savunan Ürdün kralından sonra, yerine geçen oğlu Kral Abdullah ve daha çok yeni olmasına rağmen, esasen liberal görüşleriyle tanınan Fas Kralı II. Hasan''ın yerine geçen oğlu VI. Muhammed, İsrail Başbakanı Ehud Barak''la birlikte, yeni nesli temsil etmektedirler. Özellikle Arap tarafındaki yeni hükümdarlar, ne yokluk gördüler ve ne de savaş. Filistin''in bölünmüşlüğünden çok, İsrail, onlar için, gözlerini açtıklarında, birlikte yaşamak durumunda oldukları bir realite idi. Gençler, dünyadaki akımlardan da tamamen soyutlanmış değiller. Onlar da, herkes gibi, siyasi ve askeri nitelikli de olsa, her şeye, bir bakıma, iş (business) ve çıkar açısından bakmaktalar. Geçen bir iki sene zarfında, uluslararası bazı etkin kuruluşlar tarafından Ortadoğu''da düzenlenen konferans ve sempozyumlarda, hep bu tema işlendi durdu. Geniş kitlelere refah getirecek, iktisadi ve ticari işbirliği, daha ne kadar, siyasi görüş ayrılıklarının ipoteğinde kalmaya devam edecek?

Eski oyunculardaki değişiklikler daha ilginç. Ya hep, ya hiç diyen Hafız Esad bile, bugünlerde ön koşulsuz görüşmelerden bahsediyor. Yıllardır elinde tuttuğu iktidarı, şu veya bu şekilde bırakmadan önce, Golan tepelerini İsrail''den kurtarmanın yollarını arıyor. Suriye, eskiden, Ortadoğu''da barışın bir bütün olduğundan hareketle, Filistin''le uzlaşı sağlanmadan, parça başına, Golan tepeleri için, ayrı müzakereleri kabul etmiyordu. Halbuki, herkesin, önce kendisini kurtarması, bundan yirmi sene önce Mısır tarafından Camp David''de başlatılmıştı. Gecikme ile de olsa, bu akıma Ürdün de katılmıştı.

Öte yandan, Yaser Arafat bile, artık farklı düşünmeye başladı. Gazze ve Batı Şeria''nın, cüz''i de olsa, bir kısmında kendi yönetimini kuran ve devlet olmanın hazzını tadan Filistinliler, eski tarihi Filistin''i yeniden ihya etmek emellerinden vazgeçmişe benziyorlar. İsrail, 1967 hudutlarına dönsün yeter. Bu bağlamda, geçen Ekim''de Amerika''nın sponsorluğu ile gerçekleştirilen Wye anlaşması yeniden önem kazanmış oluyor. Buna göre, İsrail''in, Batı Şeria''nın % 13''ünü Filistin''e terketmesi gerekiyordu. Fiiliyatta, bu oranın çok azı gerçekleştirilebilmiştir. İsrail, halen Batı Şeria''nın % 75''ini ve Filistin yönetimindeki birçok yerleşim merkezinin giriş-çıkış yollarını kontrol etmektedir.

Hele bir de İsrail, Suriye ile anlaşırsa, Filistin ve Arafat, iyice gerçekçi olmaya zorlanmış olacak; İsrail''le teke tek kalacaktır. İsrail''in de, böylesine bir durumu fazla suiistimal etmemesi beklenmelidir. Filistinlilerin, köşeye sıkıştıkça, geçmişte neler yaptıkları hatırlanmalıdır.