VKosova''da savaşın sona erdiğini ilan etmek için, biraz erken gözüküyor. Sırplar çekiliyor, NATO Barış Gücü peyderpey yerleşiyor, bu arada, Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) da fırsatları kollayarak, boşlukları doldurmakta. Ruslar, emrivaki yaparak, şimdilik 200 kişilik bir kuvvetle Priştine havaalanını kontrolleri altına almış bulunmaktalar. Amerika ve NATO, Ruslar''ı oluşturdukları bu fiili durumdan caydırmaya çalışmaktalar. Ortalık, toz duman, görüş mesafesi epey sınırlı. Bununla beraber, bir daha savaşılmayacağı da aşikar.
Şimdi sıra, savaşın belli başlı hedeflerinin gerçekleştirilmesinde. Bunların başında, öncelik sırası itibariyle, 800 bini aşkın mültecinin yurtlarına dönebilmeleri ve yerleştirilebilmeleri gelmektedir. İkinci sırada, Sırplar iyice çekildikten sonra, Güvenlik Konseyi kararında belirtildiği üzere, UÇK''nın askersizleştirilmesi (demilitarization) gibi, neresinden başlanıp, nasıl bitirilebileceği pek tekin olmayan ciddi bir operasyon. 1994''ten bu yana silahla tanışan ve son defa, kara harekâtını bir türlü göze alamayan NATO''nun, bu noksanını telafi eden ve geçmişte Rambouillet anlaşmasına imza atmakla, otonomi kademeli nihai bağımsızlık ideallerine yaklaştıklarını zanneden UÇK''lılar, bu tablonun neresine oturtulacaklardır. Hele, son Güvenlik Konseyi kararında, Kosova''nın siyasi geleceğine ilişkin öngörülen düzenlemenin açıklıktan çok, yoruma muhtaç olduğu şu sırada, UÇK''lılar, askersizleştirilmeye nasıl razı edileceklerdir?
Bu bahis bir tarafa, ilk iş Kosova''da yapılanmadır. Güvenlik Konseyi kararı, Birleşmiş Milletler''in şemsiyesi altında sivil bir otoritenin teşkilinden bahsetmektedir. Ayrıntıları henüz bilmiyoruz. Ancak, hatıra hemen, Bosna modeli gelmektedir. Filhakika Bosna''da sivil ve askeri yönetimler yan yana, bir arada olmayı denediler. Ancak, koşullar nedeniyle, askeri yönetim daima ön planda yer alarak, sivil yönetimi arka plana itti ve etkinliğini önemli ölçüde azalttı. Sivil yönetime, İsveç eski Başbakanlarından Carl Bildt gibi bir şahsiyetin başkanlık etmesi bile, sonucu değiştiremedi. Bosna''da askeri yetkililer, sorumlu oldukları bölgelerde tam yetki ile hareketle, sivil yapılanmanın önceliklerine adeta şans tanımadılar. Bu nedenle de, Bosna''nın, savaş sonrası rehabilitasyonu ve bu amaç için seferber edilen uluslararası yardım çabaları, bugüne dek, istenilen sonuçları veremedi.
Bosna''daki koşulların tüm elverişsizliğine rağmen, Türkiye olarak sivil yönetimin içinde yer almayı başarmıştık. Türkiye, Bosna''ya yardım eden İslam ülkeleri adına, Avrupa Birliği ile birlikte, Yürütme Kurulu''nda (Steering Committee) üye olarak yerini almıştı. Buna ilave olarak, Türkiye, Saraybosna''da açtığı TİKA İrtibat Bürosu vasıtasıyla, tüm yardım faaliyetini, uluslararası kuruluşlar nezdinde takip edebilme fırsatını elde etmişti. Büro, aynı zamanda Türkiye''nin Bosna''ya yapacağı yardımların koordinasyonu ile de görevlendirilmişti. Tabiatiyle, Türkiye, Bosna''ya yardım kampanyasının mobilizasyonu ile ilgili tüm uluslararası toplantılara da katılmış ve Hükûmetçe kararlaştırılan katkı taahhütlerini kayıtlara geçirmişti. Türkiyemiz ayrıca, Bosna''nın imar ve rehabilitasyonunda, müşavirlik hizmetleri gören, Avrupa Birliği menşeli Müşavirlik Heyetine de, ulaştırma, yol, su ve elektrik sektörlerinde deneyim sahibi uzmanlar vermek suretiyle katkıda bulunmuştu.
Bütün bu geçmişi, yeni girişimlerimizde emsal olur diye zikrediyorum. Elbette Kosova''da şartlar, bundan dört yıl önceki Bosna''ya kıyasla, farklı olacaktır. Ancak, temel oriantasyonlar pek değişmeyeceğe benziyor. Kosova ve çevresinin rehabilitasyonu için, yılda yaklaşık beş milyar dolarlık ihtiyaç ile, altı yılda otuz milyar dolarlık bir paket düşünen Avrupa Birliği ve herhalde Dünya Bankası, nasıl bir plan ve program hazırlamayı öngörüyor? İlk aşamada, mahallinde ihtiyacın, öncelik ve müstaceliyet derecesine göre, saptanması (survey) nasıl bir organizasyon içinde gerçekleştirilecek? Biz, böylesine bir çalışma içinde yer almakla, sorunlarla, kaynağında irtibat kuramaz mıyız? Sivil otoritenin yönetimindeki yerimiz ne olacaktır?
Netice itibariyle, Balkanlar''daki varlığımız, sadece, halen teyidini beklediğimiz askeri kontenjanla sınırlı kalmamalı. Sürekli barışın temel koşulu olan ekonomik yapılanma içinde de yerimizi almalıyız ve ancak bu yolla, Yunanistan''ın Balkanlar''da önünü kesebilir ve daha fazla zararlı olmasını önleyebiliriz.

