Kaydet
a- | +A

Ümit ve temenni ediyorum ki, Dışişlerimiz de, sonunda, şu gerçeği görebilmiştir: Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne üyelik için, başta Kıbrıs''ta taviz vermesi gerektiği noktasında, Amerika ile AB, şimdilerde aynı çizgiye gelmişlerdir.

Dışişleri Bakanımızın, 13 Eylül''de Brüksel''de AB Konsey Toplantısı''na katıldıktan sonra verdiği kısa beyanat çok özlüdür: "AB için garanti yok" diyor Sayın Bakan. Öte yandan, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş''la çeşitli düzeylerde temaslar yapan Amerikan yetkilileri ise, şimdilik ayrıntılarını açıklamamakla birlikte, dillerinin altında yeni bir Kıbrıs planı olduğunu ihdas etmişlerdir. Amerikalılar herhalde, "üçlü egemenlik" gibi, başı sonu belli olmayan sihirli formülü Sayın Başbakan''a, Washington''daki temasları sırasında açacaklardır.

Yıllarca ne yaptık? Hep, Amerika ile olan "müstesna" ilişkilerimizden cesaret alarak, çok iyi niyetli sonuçlar çıkararak, AB''ye üyelik konusunda Amerika''yı, bir bakıma Avrupa Birliği üyesi ülkelerin üzerine saldırttık. Yani, üstten aşağı iş yapmak istedik. Böylesine tuhaf bir yöntemin olumsuz sonuçlarını hiç düşünmedik. Amerikan yetkililerinin "Biz de Türkiye''yi Avrupa içinde görmekten yanayız" şeklindeki yuvarlak temennileriyle saadet bulduk. Halbuki, bu yol, önce Avrupa''yı kızdırdı. Avrupa''nın bizim için yapacağı bir şey var idiyse de, bu şekilde, onları Amerika vasıtasiyle hizaya getirmek gibi girişimlerimiz nedeniyle, yapacaklarını da yapmadılar. Sonunda gelişmeler, esasen, ötedenberi aynı ölçüleri takip eden Amerika ile Avrupa Birliği''ni aynı çizgiye getirdi. Kıbrıs''ı ortaya attıkça, bizim kendilerinden uzaklaştığımızı gören Avrupa, bu defa işi Amerika''ya havale etti. Yeni formülleri bize artık Amerika anlatacak ve kendisinden beklentilerimiz karşısında, bu formüllere bakmamızı isteyecek. İşin kötü tarafı, bu defa, özellikle feci deprem felaketi nedeniyle Amerika''dan beklentilerimiz de, epey ileri ölçülerde.

Amerika gibi bir ülkeyle müttefik olmak elbette bir prestijdir. Ancak unutulmamalıdır ki, bu prestijin bedeli de, değeri kadar yüksektir. Bu bakımdan, müttefik de olsa, Amerika ile ilişkilerde ölçü, bizim için esas olmalıdır. Ne fazla ileri gidip, yüksek bedel ödemek zorunda kalalım, ne geride durup, olabilecek makul fırsatları kaçıralım. Hele, Avrupa Birliği ile ilişkileri, münhasıran kendi parametreleri içinde tutalım. İnsan hakları, kâmil demokrasi, Güney Doğu ve Kıbrıs, bunlar aslında, Avrupa Birliği''nin konjonktürel ve yüzeysel argümanları. Esas mesele, Türkiye büyüklüğünde bir ülkenin, tam üyelikle, Birlik içindeki tüm dengeleri alt üst etmesi endişesidir. Nitekim, görülüyor ki, Avrupa Birliği''nin İngiltere, Fransa ve hatta Almanya, İspanya ve İtalya gibi büyücek ülkelerinden, fazlaca korkulu sinyaller artık gelmiyor. Türkiye, Avrupa Birliği yolunda mesafe aldıkça, bu defa Danimarka, İsveç ve Avusturya gibi ülkeleri telaş alıyor. Yunanistan''ın, propaganda amaçlı son açılımlarının arkasında ne var daha keşfedemedik, göreceğiz. Bu koşullarda, Türkiye olarak, bir hazırlık yapacak, bir elastikiyet göstereceksek, bunu Kıbrıs''ta değil, Avrupa Birliği''yle ilişkilerimizde düşünmeliyiz. Adına tam üyelik denir de, katılma anlaşmasının içeriğini, korku ve endişeleri izale edecek nitelikte müzakere eder, bağlarız. Kanımca, Avrupa Birliği ile tez elden gayrı resmi temasları başlatarak, nerelerde, özellikle küçük diye nitelendirilen ülkeleri, teknik ve ekonomik planda tatmin edebileceğimizi araştırmalıyız. Bu temaslar olgunlaştığında, işi resmiyete dökmek, haliyle, bir formaliteden ibaret olacaktır.