Bizde ''politika''nın tarifi, herkesin kendine. Kimilerinin önceliği, tabanına sempatik gözükmek, kimileri için, her konuda ''şahin'' tavırlar sergilemek ve kimileri için ise, rakibine çelme takarak, sahada onun da rolüne sahip çıkmaktır. Son iki aylık uygulama ile, bu konuda, kutu kutu içinde bilmeceleri çözmeye çalıştık. Kazancımız ne oldu, bilemiyorum ama, zaman kaybımız, zararımız aşikar.
İlginçtir, bu uğraşı içinde, kimsenin aklına dış politika gelmiyor. Doğal, çünkü, dış politika, devamlı araştırma, takip ve uyum isteyen bir disiplindir. Buna da, herhalde zaman kalmıyor. Halbuki içeride ne yapılmak istenirse istensin, sonunda, mensubu olduğunuz camia için geçerli normlara uymak zorundasınız. Bunu, ta başından gözetmediğiniz takdirde, bir süre sonra, politika diye oluşturduklarınızı, bu defa, kendi elinizle nasıl yıkacağınızı, nasıl düzelteceğinizi düşüneceksiniz. Nitekim, öyle de olmuyor mu? İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, yeni tarifiyle, ''Kopenhag Kriterleri'' neden şimdi, bizim için en önemli sınav olsundu? Bırakalım uzak geçmişi, ikinci dünya harbinden bu yana, son elli yıldır biz, Batılı evrensel değerlerin geliştirildiği ortamda, çevremizle, yakın işbirliği halinde yaşıyoruz. Bu değerlerin takipçisi kuruluşların eşit üyesiyiz. Demek, buralarda, sadece, dostlar alış-verişte görsün diye yeraldık, ne konuşulanları izledik ve ne de gidişata ayak uydurduk.
Sırası geldiğinde, siyasilerimiz, ellerine tutuşturulan kağıtlardan okuyarak, globalleşmenin içinde ve önünde olduğumuzdan ve 21. yüzyıla artık kendi kaşemizi vuracak kuvvet ve satvet düzeyine ulaştığımızdan bahsediyorlar. Bu, halkımıza moral verma açısından iyi de, bir de, yankılarını düşünmek gerekiyor. Dışişleri Bakanımızı, son defa Kazakistan''a yaptığı ziyarette, televizyondan izledim. Kendisi, herhalde, çok daha ileri düzeyde, etkin şeyler söylemek isterdi. Ancak, baktım, hesaplı, ölçülü davranıyor, daha çok, genel ifadeler içinde kalıyor. Kendi kendime, bunu şöyle yorumladım: Dışişleri Bakanlığı, koalisyonda, DSP''nin uhdesinde. Diğer ortaklar bir yana, DSP bile, anlaşılan, partilerarası yoğun alışverişten, vakit ayıramadığı için, Bakanına, yeterli ölçüde (input) sağlayamıyor. Sayın Bakan da, herşeyden önce, bir fikir ve düşünce adamı olarak, politika adına, ne kadar (sofistication) yapabiliyorsa, bunu kullanıyor ve bununla yetiniyor. Halbuki, Türkiye''yi bir bütün olarak değerlendirenler, Dışişleri Bakanını, tek başına solist yerine, bütün iştirakçilerin, enstrümanlariyle katıldıkları bir orkestranın şefi olarak dinlemek isterler.

