Kaydet
a- | +A

Türkiye''miz doğru yoldadır. Beyanı şartla ki, zamanla, şu veya bu bahane ile, bu yoldan sapma olmasın.

Türkiye, Avrupa Birliği''ne üyelik adaylığı gibi müstesna enjeksiyondan, artık, bütün unsurlarıyla yararlanmaya bakmalıdır. Ortaklıktan bu yana geçen 36 sene gibi çok uzun bir zaman zarfında, Avrupa ile formel ilişkilerin karşılığı verilmedi. Yoksa, Türkiye''nin bugün önüne koyulan ekonomik ve siyasi sorunlarının çok önemli bir kısmı, şimdiye kadar çözülmüş olacaktı. Bu defa, epey cesaret verici sinyaller var. Sayın Başbakan, üyelik müzakerelerinin başlayabileceği tarih olarak, zımnen belirlenen 2004''ü beklemeye gerek kalmayacağı güvencesini veriyor. Ekonomide yüksek enflasyon, işsizlik, kamu açıkları ve özelleştirme gibi sorunları, her hal ve kârda yoluna koymak zarureti kaçınılmazdır. Aksi halde, bugünkü rakamlarla, Avrupa ortak değerlendirme çalışma ve yayınları içinde yer alamayız. Örneğin, OECD''de, üye ülkeler enflasyon hadleri, belli dönemlerde mukayeseli cetveller halinde yayınlanırken, üye Türkiye''ye ait rakamlar, dengeyi tümüyle bozmasın ve ortalamayı alt üst etmesin diye, çizgiyle ayrılır, ayrı yazılır. Ancak AB, OECD''den çok farklıdır. Orada, hem büyüklüğünüzle orantılı olarak karara iştirak edeceksiniz, hem de standartların gerisinde kalacaksınız. Bu olmaz. Buna belki ancak belli bir geçiş süresi için müsamaha edilebilir. İşte bu süreyi de fazla uzatmamaya bakmak lazım.

Bu bakımdan, belirtmek gerekir ki, hali hazır konjonktür de bize yardımcı olacak nitelikte. Avrupa Birliği, yeni iltihakları, eskisi gibi, ya hep ya hiç olarak görmüyor. 2003''e kadar kabulü planlandığı Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya gibi ülkeler bir yana, listeye yeni giren Slovakya, Bulgaristan, Romanya, Latviya, Lituvanya ve Malta, hem biribirinden çok farklı ve hem de "Avrupa"dan çok uzaktalar. Büyük Avrupa (Gereater Europe) gibi vazgeçilmez bir hedef ortaya çıkınca, durumu müsait olsun olmasın, büyük küçük ülkeler birden sıraya alındılar. Hele son Kosova gelişmeleri, Avrupa''da "yumuşak karın" diye bir yerin veya yerlerin boş bırakılmasının, beklenmedik zamanlarda, Avrupa''daki refah ve yaşamı, yok yere tehlikeye sokabileceğini, zihinlere iyice yerleştirdi. Elli sene NATO''ya sadakatle hizmet etmiş, üstün eğitim ve disiplinle maruf büyük ve güçlü bir orduya sahip Türkiye''nin, böylesine güvenlik boyutu kazanmaya kararlı bir Avrupa''nın dışında bırakılması (Descartes) mantığına göre, akılcı ve gerçekçi olamazdı.

Şimdilerde "İslam" ön yargısını yenmiş gibi gözüken, ancak yine de, suların tamamen durulmadığı bazı çevrelerin eline koz vermeyelim. Üyelikle, iş gücünün serbest dolaşımıyla istilaya uğrayacakları endişesine kapılan ülkelere, bunun varit olamayacağını, işsizlikle etkin mücadele etmek suretiyle kanıtlayalım. Kamu ve bütçe açıklarını dizginleyelim, enflasyonu kontrol altında tutalım, iç ve dış borç sarmalını kıralım, gerçekçi teşviklerle yabancı sermaye çekelim, her şeyin başının vergi değil, büyüme olduğunu unutmayalım.