Kaydet
a- | +A

Aralık ayı, Türkiye''nin tarihinde çok önemli gelişmelerin kaydedildiği bir tarih olarak geçecek. Ülkenin Avrupa Birliği''ne tam üyelik adaylığı kabul edildi. Türkiye, G-7''lerin bir bakıma genişletilmiş bir kadrosu olan G-20''ler içinde yer aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, sürekli kendini yenileme halindeki yüksek döviz rezervlerine güvenerek, önümüzdeki üç yıllık dönem zarfındaki para ve kur politikalarının çerçevesini belirledi. Bütün bu gelişmeler, Türkiye''nin artık alışılmış, günü gün etmeyi bırakarak, durgunluk ve tekdüzeliği kırarak, tam bir kalkışa (depart) geçtiğini göstermektedir. Bu vakıa o kadar ayan beyan ki, Yunanistan bile, bundan kendisine pay çıkarıyor. Yunan Dışişleri Bakanı geçenlerde verdiği bir beyanatta, Türkiye''de yeniliği başlatmak ve teşvik etmek için Helsinki''de olumlu oy kullandıklarını bildiriyor. Halbuki, dıştan desteğe ne gerek var, Türkiye''nin kendi öz dinamiği, bu nev''iden atılımlar için fazlasiyle güçlü.

Bundan sonra çok şey değişecek. Toplum artık kullanılmayacak. Siyasi partiler şu veya bu yolla oy alıp, sonra kendi bildiklerini okuyamayacaklar. Herşeyden evvel, dini inançların istismarı gibi, çağın ölçütlerine ters düşen uygulamalar makes bulamayacak. Seçmen, dünyada geçerli uygar değerler ne ise, siyasi partileri, liderleri, bunlara göre değerlendirecek. Yarış, bundan sonra çağdaşlık kulvarında yapılacak, medeni ve reformist çevreye uyamayanlar elenecek.

Umutla baktığımız bu geleceğin zaman zaman bulutlara girmesini de kesinlikle önlemek durumundayız. Batı''nın gelişmiş toplumlarında teneffüs edilen hava misali, çok doğal olan böylesine bir ortamdan yararlanılması teşebbüslerine de mutlaka set çekebilmeliyiz. Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, Diyarbakır''da yaptığı bir konuşmada, Demokrasinin Türk''ün de Kürt''ün de hakkı olduğunu ifade ediyor, Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem, Kürtçe televizyon yayınlarına itirazı olamayacağını söylüyor. Birden, aşırı derecede liberalliği benimseyen bu sayın siyasilerimiz, acaba, küllenen ateşi üflemiş olmuyorlar mı?

Türkiye Avrupa Birliği''ne her bakımdan daha da güçlenmek için giriyor ve girecek. Yoksa yeni bölünmeleri ve münakaşaları başlatmak ve kendi eliyle oluşturacağı türbülansta çalkalanmak için değil. Avrupa Birliği gibi süper bir ekonomiden ne sağlanabilir ve elde edilecek kazançlar halka nasıl yansıtılır? buna bakmak lazım. Demokrasi ve insan hakları konularında eşitler arasında nasıl yer alınabilir, buna bakmak lazım. Dönem dönem, ülkenin ve insanların doğru yoldaki terakkisini engelleyen, geciktiren, nev''i şahsına münhasır yeni yol arayışlarının önü nasıl kesilir? Buna bakmak lazım.