Genişlemeden sorumlu Avrupa Birliği Komiserinin gelip gitmesinden sonra, Kopenhag kriterleri, bize göre mi, değil mi gibi, münakaşalar yeniden başladı. Sanki, bunları ilk defa duyuyormuşuz gibi. Kendimize özgü ve haklı koşullar nedeniyle, bu kriterlerin icaplarını tümüyle yerine getirebilir miyiz, getiremez miyiz? bu ayrı bir konu. Ancak, Avrupa Birliği''nin, tam üyelik için, her adaydan beklediği gereklerin, bizim de önümüze konulması, bence bir fırsattır. Çağın geçerli ölçeklerine uyum bakımından neredeyiz, daha neler yapabilmeliyiz? Bunca zamanın da gösterdiği gibi, kendiliğimizden, böylesine bir envanteri, muhtelif nedenlerle, herhalde yapamayacağız. Halbuki, bırakalım AB üyeliğini, salt terakki için, bu nitelikte bir egzersiz şart. Açıklarımız ortaya dökülürse ne olur? Bunda korkulacak bir şey yok. Daha da iyi olur.
Bu, bana, 1980''li yılların sonlarında, OECD''de bulunduğum sırada, yaşadığımız ve sonuçta kârlı çıktığımız bir deneyimi hatırlatıyor. OECD''de, ''çevre'' çok önemli ve vazgeçilmez bir disiplin haline gelmişti. Sürekli ve istikrarlı bir kalkınmanın, ''çevre'' boyutu olmayan politikalarla gerçekleştirilmesinin mümkün olamayacağı, o sıradaki belli başlı çalışmaların ana temasıydı. Üye ülkelerin her birinin, ''çevre'' bakımından nerede oldukları, ''ülke incelemesi'' adı altında, ayrı ayrı etüd ettiriliyordu. Türkiye''nin de ''çevre'' açısından nerede olduğunun belirlenmesi ve bu maksatla, bir incelemenin başlatılması gerekiyordu. Bu yoldaki raporlarımız, buna karşın, Ankara''da pek makes bulmuyordu. Zamanın Enerji Bakanı, beyanatlar vererek, önceliğin, zengin ve ucuz linyit kaynaklarımızla beslenecek santraller olduğunu, ülke kalkınması açısından, böylesine bir seferberliği, yeni moda ''çevre'' adına geciktiremeyeceğini söylüyordu. Ancak, vaktaki, başta Dünya Bankası olmak üzere, belli başlı uluslararası finans kuruluşları, ''çevre'' boyutu olmayan projelere kaynak ve kredi sağlamayı reddettiler, bizde de, gönülsüz de olsa, yavaş yavaş, ''çevre'' üzerinde düşünülmeye başlandı.
OECD''nin gönderdiği ''Çevre araştırma ekibi'' yurt içinde gezdirildi, kanun, tüzük ve yönetmelikler gözden geçirildi ve sonunda, ayrıntılı bir rapor çıktı. Rapor, Türkiye''nin, birçok bakımdan, OECD çevre normlarının gerisinde olduğunu ve ilk aşamada, neleri yerine getirmek durumunda bulunduğunu ortaya döktü. Başlangıçta, rapordan epey tedirgin olmuştuk. Ancak, bu rapor sayesindedir ki, bugün ülkede, başlangıç niteliğinde de olsa, en azından, bir çevre bilinci teşekkül etti, projelerde, çevre boyutu (component) vazgeçilmez koşul olarak görülmeye başlandı, birçok tesis, çevreye uyum için kendisini yeniledi, illerde çevre üniteleri kuruldu ve Türkiye, OECD''de, çevre yönünden artık, eskisi gibi, muaheze edilmez oldu. Kopenhag kriterleriyle ilgili çalışmaların da, çevre misali, noksanlıklarımızı görme ve olabildiğince düzeltme fırsatı sağlayacağı muhakkaktır.

