Kaydet
a- | +A

Son günlerde, Türkiye-Orta Asya ilişkileri etrafında epey yazılar yazıldı, yorumlar yapıldı. Uzunca bir durgunluk döneminden sonra, bu ani hareketliliği, başta, Trans Hazar gaz boru hatları projesinde yaşanan, bazı çevrelerin tanımladığı, sürprizler ve hayal kırıklıkları tahrik etti. Rusya Devlet Başkanı Putin''in sahneye çıkarak, Orta Asya ve Kafkaslar için, ''buralar bizimdi, şimdi de yine biz varız'' gibilerden, üst perdeden mesajlar göndermesi, Orta Asya ve Kafkaslar''ı, yeniden gündeme oturttu. Çok temenni edilir ki, aslında, pek abartıldığı gibi de olmayan, yenilenmiş Rus rekabeti nedeniyle, Orta Asya ve Kafkaslar, artık Hükümetin öncelikleri arasındaki yerini alır ve sürekli olarak gündemde kalır.

Orta Asya''nın, mevsimlik bir dış politika konusu olmadığını artık kabul etmeliyiz. Bölgede, göz ardı edilemeyecek realiteler var. Çin, Rusya ve İran. Çin, ötedenberi, etrafı ürkütmeden, gayet dikkatli ve hesaplı gitmektedir. Rusya, yeniden atağa kalkmıştır. Bu ikisinden daha önemli olarak, İran vaktiyle denediği rejim ve din ihraç etme politikasından vazgeçerek, işi taahhüt ve ticarete dökmüş ve ilgili ülkelerin hemen herbirine, azımsanmayacak avantaj ve kolaylıklar tanıma ve oluşturma yoluna girmiştir. Kuzey Hazar limanlarından aldığı Kazak petrollerini, Güneyden swap yapması, ayrıca, Türkmenistan demiryolu iltisakını tamamlayarak, Orta Asya''yı, Avrupa''ya olmasa bile, Körfez''e bağlaması, bu hesaplı çabalardan, sadece birkaçı.

Kabul etmek gerekir ki, bütün bu gelişmeler, Türkiye''nin bölgedeki yerini çok yakından etkilemektedir. Buna, bir de, ilgisizliği ilave ettiğimizde, ayağımızın altından zeminin kaydığını görmemek mümkün değildir.

Her defasında, her kesim, Orta Asya ile ilgili politikanın, şu veya bu şekilde olmasını önerir. Çoğu kez, genel dış politika öncelikleriyle, ticaretin veya taahhüdün öncelikleri arasında bir senkronizasyona gidilmesi pek hatıra gelmez. Hazinede, Dış Ticarette, Planlamada ve ilgili Devlet Bakanlığında, ayrı ayrı faaliyet gösteren birimler, her biri, Orta Asya''ya kendi penceresinden bakmayı tercih ederler. Sonuç ortada.

Bu konuda, başlangıçta iyi niyet ve düşüncelerle kurulan TİKA da, bekleneni veremedi ve şimdilerde de, maksattan iyice uzaklaştı.

Unutmamak gerekir ki, Orta Asya ve Kafkaslar politikası bir bütündür. Bu bütün içinde, başta dış politika var, ticaret politikası var, iktisadi işbirliği politikası var ve taahhüt politikası vardır. Bunlar, biribirinden ayrı kompartımanlar olarak düşünülemez. Yeni bir yapılanma içinde, bu girdilerin her birine, hakkı olan yer verilmelidir. İşbirliğinde fiili icraatın içindeki özel sektör, hem ticaret, hem iktisat ve hem de taahhüt sektörü olarak, söz ve rey sahibi olabilmelidir. Yeni örgütlenme içinde, Dışişleri, Hazine, Dış Ticaret ve Planlama, özel sektörün gerçekçi deneyimlerinden yararlanmalı ve bunun yol ve usulleri tayin edilmelidir. Özel Sektör Danışma Kurulu, bir formül olabilir.

Şimdiye kadarki uygulamaya bakıldığında diğer önemli bir noksanlığın da, Orta Asya ve Kafkaslarla işbirliği geliştirilirken, bu maksat için gerekli ortamın (environment) mutlaka hazırlanması zaruretinin yeterli ölçüde dikkate alınmadığıdır. İşbirliğinin, üzerine bina edileceği zemin, bu ülkelerdeki transformasyonun süratle gerçekleştirilmesinde, yönetimlere, tarafımızdan yardımcı olunmasıyle çok yakından ilgilidir. Ezcümle, bu ülkelere, şimdiye kadar, bölük pörçük yapılanın ötesinde, geniş kapsamlı teknik yardım ele alınmalı ve yeniden organize edilmelidir. Türkiyemiz, aslında, böylesine bir hizmeti, en iyi şekilde yapacak bilgi ve kadro ile mücehhezdir.

Orta Asya''da, aradan geçen zamana rağmen, hâlâ bankacılık, mali piyasalar, yatırımların teşviki, yabancı sermaye celbi, para ve maliye politikaları, vergicilik ve mevzuat iyileştirmeleri gibi alanlarda teknik yardım ihtiyacı devam ediyor. İşbirliği, bir al ver (give and take) egzersizdir. Her zaman, hep almanın yollarını araştırma yanında, buna ön yatırım da denilse, biraz da vermeye bakmalıyız. Sürekliliği ve güveni sağlamanın başka da yolu yoktur.