Haberlere bakılırsa, Dışişleri Bakanımız, 30 Haziran günü Yunan Dışişleri Bakanı ile New York''ta, Kosova ile ilgili bir toplantı münasebetiyle, bir araya geldi. Geçen Mayıs ayında, bizim tarafımızdan yazılan bir mektuba, bir ay sonra verilen cevap üzerine gerçekleştirilecek bu karşılaşmaya nasıl bakmalı? Bana göre, bu temasın, bizim açımızdan üzerinde durulacak bir yönü olmamalı. Geçmiş deneyimleri hatırlarsak, buna da, diğerleri gibi, boşuna uğraşı (exercise futile) dememek mümkün değil.
İç ve dış siyasetini, öteden beri, "Türkiye düşmanlığı" üzerine bina etmiş ve manifestosunda Türkiye düşmanlığına yer vermeyen hiçbir siyasi partinin, sonunda iflah olmadığı bir ülke ile ne konuşulur? Denilebilir ki, diplomaside, konuşmaktan, diyalogdan sarfı nazar edilemez. Aksi halde, kendi kendinizi izole eder ve çıkış yolu bulamazsınız. Bu doğrudur. Bir şartla, geçmiş deneyimlerinizle diyalogla, iyi kötü bir mesafe alabiliyorsanız, devamın bir mantığı olur.
Biraz gerilere dönüp bakalım. Yunanistan Türkiye ile, göstermelik de olsa, diyaloğa, hep zayıf olduğu zamanlarda talip olmuştur. Daha doğrusu, Yunanistan, Türkiye''den filhal bir tepki beklediği zamanlarda, tansiyonu düşürmek ve olası bir tehlikeyi savuşturmak için, barış taarruzu adını verdiğimiz nitelikte girişimlerde bulunmuştur. Biz bu girişimleri, her defasında, iyi niyetle karşılamış ve barışçılığımızın bir kanıtı olarak Yunanistan''a, kıskaçtan kurtulma şansını tanımışız. Diyaloglardan sonuç çıkmamıştır. Sümme tedarik varılan mutabakatı da, Yunanistan, şu veya bu bahane ile, hiçbir zaman uygulamamıştır. Tehlike geçince, Yunanistan, hep minder dışına kaçmıştır. İşbirliği için, bizim kabul edemeyeceğimiz siyasi koşullar öne sürmüştür. Yunanistan, Avrupa Topluluğu''na, Birliği''ne kabul edildikten sonra, daha da arogan hale gelmiştir.
Bunlar, siyasilerimizin bilmedikleri şeyler değil. 1967 Eylülünde, zamanın Yunan Başbakanı Kolias''la, Keşan ve Dedeağaç''ta yapılan görüşmelerin, 1978''de Karamanlis''le yapılan Montreux görüşmelerinin, 1987 Davos görüşmelerinin ve son defa Madrid Zirvesi görüşmelerinin dosyaları, herhalde arşivlere kaldırılmadı.
Sayın Kamûran Gürün''ün, Atina''da Büyükelçi olarak bulunduğu yıllara ait iki ciltlik hatırat kitapları, hep bu oyalama örnekleri ve anekdotlarıyla doludur. Yunanistan''ın, bunca yıldır, anladığı dilin ne olduğunu çok iyi bildiğimiz halde, zamanı boşuna niçin harcamaya devam ediyoruz? Doğrusu anlamak zor. Hele şu sırada. Teröristbaşı, bağımsız Türk mahkemeleri tarafından, hak ettiği cezaya çarptırıldı. Öcalan''la birlikte, ona ve yandaşlarına, pervasızca destek veren Yunanistan da mahkum oldu. Davanın seyri sırasında, Yunanistan''ın, esasen bilinen yardakçı ef''ali, bütün ayrıntılarıyla ortaya döküldü. Yunanistan, bu nedenle, çok güvendiği Avrupa Birliği içinde bile, kaçacak delik arayacak duruma düştü. Yunanistan''ı, birlik içinde, bize karşı paravan diye
kullanan ülkeler de, bu hacaletten paylarını aldılar. Yunanistan''la görülecek çok açık bir hesap ortada iken, Yunanistan, köşeye sıkıştırılıp iyice faş edilecekken, kalkıp, kendilerine, terörizm dahil, birçok konuda işbirliği öneriyoruz. Yunanistan, ayağına kadar gelen bu fırsatı kaçırmıyor, fakat verdiği cevapta, laf olsun (lip service) olmaktan öteye gitmiyor. Ne bekliyoruz, niye bile bile lades deyip oyalanmayı tercih ediyoruz? Yunan Dışişleri Bakanı, cevabi mektubunda, Kıbrıs''a değinmiyor, diğer sıraladığı işbirliği konuları ise, havaiyattan ibaret. Bunun adına ince diplomasi deniyorsa, mübarek olsun.

