Avrupa'nın güvenlik mimarisi son yılların belki de en büyük dönüşümünden geçiyor. Ukrayna savaşıyla başlayan süreç artık yalnızca savunma bütçelerinin artırılmasıyla sınırlı değil. Avrupa ülkeleri uzun menzilli füze sistemlerinden savaş uçaklarına kadar kritik alanlarda yeni bir askeri kapasite oluşturmaya çalışıyor.
Dönüşümün merkezindeki ülkelerden biri ise Almanya.
Berlin'in planlarına ilişkin son haberler, Alman ordusunun yalnızca ülke topraklarını koruyacak bir yapıdan çıkarak Almanya sınırlarının çok ötesindeki hedeflere ulaşabilecek bir vurucu güç oluşturmaya yöneldiğini gösteriyor.
Daha ilginç olanı ise Berlin'in seçenekleri arasında Türkiye'nin de yer almaya başlaması.
ALMAN ORDUSUNUN YENİ DÖNEMİ
Almanya yıllarca askeri kapasitesini sınırlı tuttu. Ukrayna savaşının ardından tablo tamamen değişti.
Berlin yönetimi savunma harcamalarını artırırken Alman savunma sanayisi de hızla büyümeye başladı. Rheinmetall gibi şirketler üretim kapasitelerini yükseltiyor. Almanya aynı zamanda hazır füze sistemleri satın almak ve bazı sistemlerin üretimini kendi topraklarına taşımak için farklı ülkelerle görüşüyor.
Alman ordusunun hedeflerinden biri uzun menzilli kara saldırı kapasitesi oluşturmak.
Planların merkezinde ABD yapımı Typhon MRC sistemi ve yaklaşık 1.600 kilometre menzilli Tomahawk seyir füzeleri bulunuyor. Berlin'in yaklaşık 3,4 milyar avroluk bir kaynak ayırmayı planladığı sistem; komuta merkezleri, hava üsleri, lojistik noktalar ve kritik askeri tesislerin cephe hattının çok gerisinden vurulmasına imkan sağlayabilecek.
Ancak Almanya'nın arayışı Tomahawk'la sınırlı değil.
Ukrayna'nın uzun menzilli füze projeleri, İsrail'in LORA balistik füzeleri ve ABD-İsrail ortaklığındaki farklı projeler de Berlin'in radarında.
Alman donanması da aynı dönüşümün içinde. Geleceğin F127 hava savunma fırkateynlerinin balistik füzelere karşı görev yapabilecek şekilde hazırlanması ve gemilerin 96 dikey fırlatma hücresine sahip olması planlanıyor.
Kısacası Berlin, Avrupa'nın en büyük ekonomik güçlerinden biri olmanın yanına ciddi bir askeri vurucu güç eklemek istiyor.
BERLİN'İN LİSTESİNDE TÜRKİYE DE VAR
Türkiye açısından asıl önemli bölüm burada başlıyor.
Rus basınında yer alan son analizlerde, Almanya'nın Türk füze programlarını da yakından takip ettiği öne sürüldü.
İddiaya göre Berlin özellikle Türkiye'nin hipersonik füze çalışmalarına ilgi gösteriyor. Haberde "Yıldırımhan" adı verilen uzun menzilli bir balistik füze projesi de gündeme getirildi ve sistem için 6 bin kilometreye ulaşabilecek bir menzil iddiası ortaya atıldı.
Altını çizmek gerekiyor: 6 bin kilometrelik menzil ve Almanya'nın söz konusu sisteme ilgisi Ankara veya Berlin tarafından açıklanmış resmî bir satın alma kararı değil. Rus basınının gündeme getirdiği bir iddia.
Ancak haberin taşıdığı mesaj yine de önemli.
Çünkü birkaç yıl öncesine kadar Türkiye'ye savunma sanayisinde kısıtlama ve ambargolarla yaklaşan Avrupa'da bugün farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
Avrupa yeniden silahlanırken Türkiye artık yalnızca NATO'nun güney kanadındaki büyük ordusu olarak değil, ihtiyaç duyulan teknolojileri geliştirebilen bir savunma sanayisi ülkesi olarak masada.
Türkiye açısından Almanya gibi büyük bir Avrupa ülkesinin potansiyel müşteriye dönüşmesi yalnızca ekonomik kazanç anlamına gelmez. Türk savunma sanayisinin Avrupa güvenlik mimarisindeki konumunu da değiştirir.
Dün Türkiye'ye hangi silahların verilip verilmeyeceği tartışılıyordu.
Bugün Avrupa'nın hangi Türk sistemlerini satın alabileceği konuşuluyor.
Aradaki fark küçük değil.
PARİS-ANKARA HATTINDA DA SAVUNMA TRAFİĞİ
Avrupa'daki değişimin bir başka işareti Fransa'dan geldi.
Fransa Savunma Bakanlığı Savunma Politikası Genel Müdürü Alice Rufo, Millî Savunma Bakanlığı Savunma ve Güvenlik Genel Müdürü General İlkay Altındağ ile yeniden bir araya geldi.
Rufo'nun açıklamasına göre görüşmede Fransa ve Türkiye'nin Yakın ve Orta Doğu'daki istikrar çabaları, Ukrayna'daki durum ve gönüllüler koalisyonu kapsamındaki çalışmalar ele alındı.
En önemli başlıklardan biri ise iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin güçlendirilmesiydi.
Almanya'nın Türk füze teknolojilerine yönelik ilgisinin tartışıldığı bir dönemde Paris-Ankara hattında savunma ilişkilerinin güçlendirilmesinin konuşulması tesadüf olarak görülmemeli.
Avrupa güvenliği yeniden şekillenirken Türkiye'nin ağırlığı artıyor.
YUNAN VE RUM KESİMİNDE SİNİRLİOĞLU ALARMI
Türkiye'nin diplomatik ağırlığının yansıması ise Doğu Akdeniz'de görüldü.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu'nun Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için gündeme gelebileceği yönündeki haberler Rum kesiminde alarma yol açtı.
Rum lider Nikos Christodulides, Sinirlioğlu'nun BM Genel Sekreteri olmasına karşı olduğunu açıkça ortaya koydu. Rum basını gelişmeleri "Kıbrıs teyakkuzda" ifadeleriyle okuyucularına aktardı.
Rum ve Yunan basınındaki iddialarda Ankara'nın Sinirlioğlu üzerinden BM'de çok daha güçlü bir konum elde edebileceği endişesi öne çıktı.
Ortada Ankara tarafından ilan edilmiş resmî bir adaylık bulunmamasına rağmen ihtimalin dahi Atina ve Güney Kıbrıs'ta tartışılması aslında Türkiye'nin diplomatik kapasitesine nasıl bakıldığını gösteriyor.
Savunmada Avrupa'nın radarına giren, diplomaside ise ihtimalleri bile hesapları değiştiren bir Türkiye var.
TUSAŞ'TAN 92 UÇAKLIK İHRACAT TABLOSU
Haftanın belki de en somut tablosu ise Türk havacılık sanayisinden geldi.
TUSAŞ'ın üç önemli platformunda oluşan ihracat portföyü Türkiye'nin havacılıkta ulaştığı seviyeyi gösteriyor.
HÜRKUŞ-II Azerbaycan'a, HÜRJET İspanya'ya, KAAN ise Endonezya'ya uzanan bir ihracat hattının merkezinde.
Azerbaycan ile HÜRKUŞ-II'nin ilk ihracat sözleşmesi imzalandı. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, paket kapsamında 14 HÜRKUŞ-II'nin Azerbaycan'a teslim edileceğini açıkladı. İlk teslimatların da 2026 içerisinde başlaması planlanıyor.
HÜRJET tarafında İspanya için 30 uçaklık süreç, KAAN tarafında ise Endonezya ile 48 uçaklık ihracat anlaşması var.
Rakamları yan yana koyalım:
14 HÜRKUŞ-II.
30 HÜRJET.
48 KAAN.
Toplam 92 uçak.
Üstelik üçü birbirinden tamamen farklı görevler için geliştirilen platformlar.
HÜRKUŞ temel eğitim uçağı, HÜRJET ileri jet eğitim ve hafif taarruz uçağı, KAAN ise Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı.
Dolayısıyla 92 uçaklık tablo yalnızca ihracat rakamından ibaret değil.
Türkiye aynı anda temel eğitim uçağından jet eğitim uçağına, oradan beşinci nesil savaş uçağına uzanan bir havacılık ailesini dünya pazarına çıkarıyor.
Azerbaycan, İspanya ve Endonezya'nın birbirinden tamamen farklı coğrafyalarda bulunması da ayrıca önemli.
Türk havacılık sanayisinin pazarı artık yakın coğrafyayla sınırlı değil.
AVRUPA'NIN TÜRKİYE HESABI DEĞİŞİYOR
Son yıllarda Türkiye'nin savunma sanayisindeki yükselişi çoğunlukla İHA ve SİHA başarıları üzerinden anlatıldı.
Ancak artık çok daha geniş bir tablo var.
Savaş uçakları, eğitim uçakları, hava savunma sistemleri, füzeler, radarlar, elektronik harp sistemleri ve insansız platformlar aynı ekosistem içerisinde gelişiyor.
Almanya'nın Türk füze teknolojilerine yönelik ilgisinin gündeme gelmesi, Fransa'nın Ankara ile savunma ilişkilerini güçlendirmeyi konuşması ve TUSAŞ'ın üç ayrı kıtaya uzanan uçak ihracatı aynı haftaya sığdı.
Türkiye'nin yıllarca karşı karşıya kaldığı savunma kısıtlamalarının en önemli sonucu belki de bugün ortaya çıkıyor.
Başkasından alınamayan sistemlerin yerlisini geliştirmek için başlayan yolculuk, başkalarının Türkiye'den sistem almak istediği yeni bir döneme doğru ilerliyor.
Dün kapısını çaldığımız ülkeler bugün Ankara'nın kapısını çalmaya başlıyorsa, Türk savunma sanayisinin son yıllardaki dönüşümünü anlatmak için bundan daha güçlü bir tablo bulmak zor.

