Kaydet
a- | +A

Dünya haritasına bakınca, her ülkenin bir “merkez”i olduğunu düşünürüz. Türkiye için Ankara neyse, ABD için Washington odur; devlet aklı, kurumlar ve protokol aynı noktada toplanır.

İşin ilginci, şehir devletlerini kenara koyunca bile bu kuralı bozan iki ülke var: Nauru ve İsviçre. Üstelik biri Avrupa’nın göbeğinde, dünyanın en zengin ve en düzenli ülkeleri arasında.

BAŞKENTSİZ HAYAT

Nauru, Pasifik’te 21 kilometrekarelik bir ada. Manhattan’dan bile küçük bir yerden söz ediyoruz. Nüfus yaklaşık 12 bin, idari yapı 14 bölgeye ayrılmış. Ancak “başkent” diyebileceğiniz bir şehir yok. Hükümet binaları Yaren’de bulunduğu için fiilen merkez gibi duruyor ama resmi bir statü tanımlanmış değil. Ada ölçeği o kadar küçük ki “şehir” kavramı bile tam oturmuyor.

Nauru’nun hikâyesi de başkentsizliğin ötesinde ders gibi. Bir dönem kuş dışkısından oluşan fosfat zenginliğiyle kişi başına gelirde zirveye çıktı, sonra kaynaklar tükendi. Refahın yerini kırılgan bir ekonomik düzen aldı ve ülke bugün büyük ölçüde Avustralya desteğine yaslanıyor.

BERN BAŞKENT DEĞİL, İSVİÇRE DE BUNU ÖZELLİKLE İSTİYOR

Asıl şaşırtıcı örnek İsviçre. Çoğu kişi Bern’i başkent sanır; devlet kurumları orada olduğu için bu yanılgı doğal. Fakat İsviçre, anayasal olarak “resmi başkent” seçmemiş bir konfederasyon. 26 kantonun eşitlik fikri o kadar güçlü ki, tek bir şehri “merkez” ilan etmek istemiyorlar.

Bern’in resmi unvanı “Bundesstadt”, yani “federal şehir”. Parlamento ve hükümet burada çalışıyor ama ülkenin “tek ve resmi başkenti” olarak yazılmıyor. Üstelik bazı kritik kurumlar farklı şehirlerde konumlanıyor; sistem, gücü tek noktada toplamak yerine dağıtmayı tercih ediyor.

Haritaya uzaktan bakınca “başkent” küçük bir detay gibi duruyor. Yakından bakınca ise devletin nasıl kurulduğunu, gücün nasıl paylaşıldığını ve tarihsel hafızayı anlatan bir işaret fişeğine dönüşüyor.