- CAATSA yaptırımları ve F-35 sürecinin hukuki gerekçeleri birbirinden farklıdır.
- Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımları, Rusya'dan S-400 alındığı gerekçesiyle 231. madde kapsamında yürütülürken, F-35 süreci 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'ndaki özel hükümlerle düzenlenmektedir.
- CAATSA kapsamında Başkan, ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımları 180 günlük sürelerle askıya alma (waiver) yetkisine sahiptir.
- F-35 programından çıkarılma ve teslimatların bloke edilmesi, Kongre'nin ortak reddetme kararı ile engellenebilir ancak Başkan'ın vetosu ile aşılması mümkündür, bunun için Temsilciler Meclisi'nde en az 290, Senato'da ise en az 67 üyenin aynı yönde oy kullanması gerekmektedir.
- S-400'lerin operasyonel olarak kullanılmayacağı, depoya kaldırılacağı veya bir üçüncü ülkeye devredileceği somut bir formül üzerinde uzlaşılması, yaptırımları doğuran riskin ortadan kalktığına dair rapor sunulmasını sağlayabilir.
NATO Zirvesi boyunca, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde kurulan basın merkezinde yerli ve yabancı gazetecilerle yaptığımız sohbetlerin neredeyse tamamı aynı iki soruda düğümleniyordu: "CAATSA gerçekten kalkıyor mu?" ve “F-35’ler Türkiye’ye geri dönüyor mu?”
İlk yaygın yanılgı, CAATSA yaptırımları kalktığı an F-35’lerin otomatik olarak Ankara’ya teslim edileceği yönünde.
Oysa ABD’deki Türk gazetecilerin de defaatle doğru şekilde aktardığı üzere, bu iki dosyanın arkasındaki hukuki gerekçeler ve yasal zeminler birbirinden çok farklı. Türkiye’ye Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı gerekçesiyle uygulanan yaptırımlar CAATSA (Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) kapsamında yürütülürken, F-35 süreci tamamen ayrı bir yasal mevzuata dayanıyor.
ABD’nin NATO Büyükelçisi Whitaker canlı yayında duyurdu: "Türkiye’ye F-35 satışı gerçekleşecek"
F-35 programından çıkarılmamız ve teslimatların bloke edilmesi ise doğrudan CAATSA ile değil, 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) içindeki özel hükümlerle düzenleniyor. Dolayısıyla, bir dosyanın çözülmesi diğer kapıyı kendiliğinden açmıyor.
Kulislerde sıkça duyduğumuz "Trump istese de kaldıramaz, Kongre izin vermez" tezi de tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Duruma net bir açıklık getirelim.
Türkiye'ye 2020 yılında uygulanan yaptırımlar, ABD Kongresi tarafından kabul edilen Countering America's Adversaries Through Sanctions Act (CAATSA) yasasının 231. maddesi (Section 231) kapsamında yürürlüğe girdi. Söz konusu madde, Rusya'nın savunma ve istihbarat sektörüyle "önemli işlem" gerçekleştiren ülke ve kuruluşlara yaptırım uygulanmasını öngörüyor. Ancak aynı yasa, Başkan'a belirli şartlar altında önemli yetkiler de tanıyor. CAATSA'nın "ulusal güvenlik" istisnaları çerçevesinde Başkan, ABD'nin stratejik çıkarlarını gerekçe göstererek yaptırımları 180 günlük sürelerle askıya alma (waiver) yetkisine sahip. Bu yetki gerekli görüldüğü takdirde yeniden kullanılabiliyor. Öte yandan yaptırıma neden olan durumun, yani S-400 krizinin Washington açısından ortadan kalktığı değerlendirilirse, Başkan bunu Kongre'ye resmi olarak bildirerek yaptırımların kalıcı olarak kaldırılması sürecini de başlatabiliyor.
KONGRE SATIŞI GERÇEKTEN ENGELLEYEBİLİR Mİ?
F-35 cephesindeki en büyük şehir efsanesi ise Kongre'nin her silah satışını tek bir hamleyle sonsuza kadar engelleyebileceği inancı. Oysa ABD'de büyük askeri satışlar, Silah İhracatı Kontrol Yasası (Arms Export Control Act - AECA) kapsamında yürütülüyor. Başkan, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Kongre'ye resmi satış bildirimini yaptıktan sonra Kongre'nin inceleme süreci başlıyor.
Hukuki prosedürde Kongre'nin ise satışı durdurmak için ortak bir reddetme kararı (Joint Resolution of Disapproval) çıkarma yetkisi var. Ama Beyaz Saray satışı destekliyorsa Başkan bu kararı veto edebiliyor. Kongre'nin vetoyu aşabilmesi için ise 435 üyeli Temsilciler Meclisi'nde en az 290, 100 üyeli Senato'da ise en az 67 üyenin aynı yönde oy kullanması gerekiyor. Bu da Amerikan siyasetinde aşılması oldukça güç bir eşik.
Nitekim Kongre, 2019 yılında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik milyarlarca dolarlık silah satışını bu yöntemle durdurmaya çalıştı. Ancak Başkan Donald Trump veto yetkisini kullandı ve Kongre gerekli üçte iki çoğunluğu sağlayamayınca satışlar engellenemedi.
KİLİDİ AÇACAK TEK ANAHTAR: S-400 FORMÜLÜ
Bugün hem Ankara’nın hem de Washington’ın teknik olarak tek bir konuya odaklanmasının nedeni bu. S-400 dosyası.
ABD’nin temel tezi, F-35’lerin gizlilik (stealth) özelliklerinin aynı hava sahasındaki S-400 radarları tarafından analiz edilmesi riskine dayanıyor.
Eğer Ankara ve Washington, S-400’lerin operasyonel olarak kullanılmayacağı, depoya kaldırılacağı ya da bir üçüncü ülkeye devredileceği somut bir formül üzerinde uzlaşırsa, Trump yönetimi Kongre’ye "Yaptırımı doğuran risk ortadan kalkmıştır" raporunu sunabilir.
Elbette bu süreçlerin önünde, özellikle Kongre çatısı altında pozisyon alan İsrail yanlısı lobilerin ciddi muhalefet şerhleri olacaktır. Ancak bugünkü Washington tablosunda asıl belirleyici unsu Beyaz Saray’ın ortaya koyduğu siyasi irade ile Türkiye’nin S-400 dosyasında atacağı taktiksel adımların uyumu olacak. Trump’ın Ankara’da verdiği mesajlar anlık bir diplomatik nezaket değil, teknik zemini hazırlanmış bir sürecin ilk işaret fişeğidir. Artık asıl soru "Mümkün mü?" değil, "Hangi takvimle uygulanacak?" sorusudur.

