Türkiye'nin dünyadan kazandığı döviz ile dünyaya ödediği döviz arasındaki net fark cari dengeyi oluşturur. Yapısal olarak enerji ve ara malında dışa bağımlı olan Türkiye ekonomisi için cari denge, döviz kurlarının istikrarı, enflasyon kontrolü ve genel makroekonomik sağlık açısından en kritik göstergelerden biridir. Bizim en büyük kronik sorunumuz büyürken, ithalata ihtiyaç duymamızdır. İşte bu yüzden cari dengede ideal seviyeyi bir türlü yakalayamıyoruz. Cari açık, ülkeden döviz çıkışının girişinden fazla olduğunu gösterir. Bu açık kaliteli (doğrudan yatırım) sermaye ile finanse edilemezse döviz kurlarında yukarı yönlü baskıya yol açar. Cari açığın sürdürülebilir şekilde finanse edilemediği dönemlerde, aradaki fark Merkez Bankası tarafından karşılanır ve bu da rezervlerin erimesine yol açar. Sürekli cari açık veren bir ülke, bu açığı kapatmak için dışarıdan borçlanmak zorundadır. Yüksek dış borç ise ülkenin risk primini (CDS) artırarak borçlanma maliyetlerini yükseltir.
Peki Türk ekonomisi için ideal cari denge nasıl olmalı?.. Türkiye için ideal durum cari fazla vermek veya GSYİH'ye oranı %1-2'yi geçmeyen, sürdürülebilir bir cari açık seviyesini korumaktır. Ancak buradaki en kritik unsur dengenin niceliğinden ziyade niteliğidir. İdeal senaryoda oluşan ufak miktardaki açık, kısa vadeli "sıcak para" (portföy yatırımları) veya swap anlaşmalarıyla değil; doğrudan yabancı yatırımlarla (fabrika yatırımları, şirket ortaklıkları) finanse edilmelidir. İdeal cari dengeye kalıcı olarak ulaşmak; ihracatta yüksek katma değerli, teknolojik ürünlerin payını artırmaktan ve enerji bağımlılığını (yerli kaynaklar, yenilenebilir enerji) azaltmaktan geçer. Cari açığın azalması (veya cari fazla verilmesi) enflasyonu dolaylı olarak ve orta vadede kesinlikle frenler. Eğer cari açık, ekonomi yavaşladığı ve iç talep bıçak gibi kesildiği için düşüyorsa (ithalatın azalmasıyla), bu durum talep enflasyonunu hızla düşürür. Fakat ekonomi yeniden büyümeye başladığında yapısal sorunlar çözülmediği için açık da enflasyon da tekrar yükselir. Eğer cari denge ihracat başarısı ve ithal ikamesi (içeride üretme) ile iyileşiyorsa, ülkeye net döviz girişi artar. Döviz kuru üzerindeki baskı kalıcı olarak kalkacağı için maliyet kaynaklı enflasyonist döngü kırılmış olur. Asıl hedef budur...
Türkiye'nin cari işlemler dengesinde ağustos ayında başlayan toparlanma eylül ayında da devam edecek. Dokuz ay üst üste açık verdikten sonra ağustosta fazlaya dönen cari işlemler hesabı eylül ayında 2,3 milyar dolar fazla verecek. Yıl sonunda cari açığımız 44,3 milyar dolar olacak. Türkiye’nin cari açığının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYİH) oranı, yıl sonunda %2,6 oranında gerçekleşecek. Ekonomide cari açığın GSYİH’ye oranı %3 ve üzeri kritik eşik olarak kabul edilir; bu oran %2,5-%3 aralığının altında kaldığı sürece "yönetilebilir"... Cari açık düştüğü için yani ülkeye giren döviz miktarı çıkan dövizden fazla olduğu için Merkez Bankası rezervleri artacak. Döviz talebi düşeceği için Dolar/TL kuru sakinleşir veya istikrar kazanır. Ülkenin dış borç ödeme kapasitesi yüksek görüleceği için CDS (risk primi) geriler, dışarıdan daha uygun maliyetle borç/finansman sağlanır.
Döviz kurlarının yatay seyretmesi ithalat maliyetlerini düşürerek enflasyonla mücadeleye pozitif destek sağlar. Kalıcı çözüm böyle sağlanacak...


