Kaydet
a- | +A
Rüzgâr eken fırtına biçer!.. Mustafa Denizli''nin bugün düştüğü "acıklı" durum budur!. "En güvendiği dağlara" kar yağmış, "en güvendiği futbolcular" onu "menfaatlerine halel getirdiğini zannettikleri için" yerden yere vurmuşlardır!. "Sezar''ı hançerleyen" Brütüs''lerin sayısı çoktur!. Yıllardan beri "Brütüs''ler için kendisini uyarmaya çalışan" gerçek dostlarına, "acımasızca" ve iz''ansızca "İrlandalılar" yakıştırması yapan da bizzat kendisidir!. "Hocasına formasını fırlatan" ama Denizli''nin "vazgeçilmez" dediği adam, bu defa milyonların önünde "tozluklarını fırlatmıştır!" "En hayati maçta" kendini oyundan attırarak "herşeyi mahveden" adamı "en vazgeçilmez oyuncu" olarak öne çıkarıp, "her takımdan kovulduğu halde" baştacı eden Mustafa Denizli için, "O adamın söylediği sözler", sadece "Spor yönetmeliklerine göre değil", Türk Ceza Kanunu''na göre bile suçtur! Okuyunca benim tüylerim diken diken oldu ama Denizli''ye bakıyorum nerede ise "tınmıyor bile!." Spor yazarlarının "en ufak eleştirilerinde" yeri yerinden oynatan Denizli''nin, Sergen''in söylediklerine karşı "süt dökmüş kedi gibi" kenara çekilip, Sergen''i Futbol Federasyonu ile karşı karşıya bırakmasının sebebi "acaba" nedir? Yoksa daha önce TV TV dolaştırıp, gazeteciler için ağzına geleni söyletmesi mi? Milli Takım otobüsünde, futbolculara, "eleştiri yapan" bir gazeteci için "tempo tutturan", ama sonra "duymadım, görmedim, bilmiyorum" oyununu oynamaya başlayan Denizli, "acaba" bu defa da "Vatan haini" benzetmelerini duymadı mı? "Gazetecilere ağızlarına geleni söylemeyi adet haline getiren" futbolculara "hocaları olarak" terbiyeyi ve nezaketi öğretmeyen Denizli''nin, "şimdi" adeta acemi bir "bumerang" avcısı gibi" kendi kendini vurduğu ortada değil mi? Şimdi "hedef tahtasında", hem de hiç haketmediği lâfları ve çok çirkin benzetmeleri, "Brütüslerinden duyarken" acaba vicdanı sızlamıyor mu? Gülüyorum! Ama "ağlamam gerektiğini" de biliyorum!. Bir "insan" bu kadar kısa zamanda nasıl "bu kadar" değişebilir? "Kendisine hiç bir zaman dost olmamış" kişilerin, içlerinde futbolcular da, teknik adamlar da, futbol yorumcuları da var, dolduruşuna gelerek "kendisini uyarmaya çalışan" ve belki de "seslerini duyuramamanın kızgınlığı ve kırgınlığı içinde" zaman zaman "meramlarını aşan kelâmlar da eden" gerçek dostlarını kaybetmek için elinden geleni ardına koymayan Denizli, "işte" yapayalnız! "İyi günlerin sanal dostları", ona "karagün dostlarını bizzat bertaraf ettirerek" yapayalnız kalmasını sağladılar! Şimdi ortada, "mevsim başında gelebilecek 3-4 kötü sonuçta" kendisini "tefe koyup çalacak olan" yeni takımının yandaşları, yöneticileri ve futbol yorumcuları var; işte o kadar! Ve de "herkes" soruyor: "Acaba ne kadar?" Denizli "bu duruma düşecek insan" değildi! Ama "komplekslerini yenemeyerek" kendi kendini bu duruma düşürdü! "En hayati maçtan önce" soyunma odasında "paragöz ve cipsever" futbolcuların "liderlerinden biri" tarafından sorgulanacak hale geldi! Zira, "güvendiği ve baştacı ettiği futbolculara hoş gelebilmek için" Avrupa Şampiyonası finallerini oynayacak takımın kampının "yol geçen hanına bile dönmesine göz yumacak kadar" disiplinden kopmuş, taviz vermişti! Ondan habersiz "transfer görüşmeleri yapılıyor", basın toplantıları tertipleniyor, kampa girenin çıkanın hesabı bile sorulmuyordu! Elbette "gelinen bu noktanın" sebebi ortadadır! Elbette, Alpay gibi "ruhi değişiklikleri çok sık olan" bir futbolcunun yaptığı "unutulmaz hata" ile "penaltı zavallılığının" ardında yatan "gerçek" sebepler de bellidir! Şimdi şu görüş tartışılmalıdır: Denizli''nin "şampiyona öncesi" herkesin sandığı gibi "büyük hedefi" yoktu! Parçalara ayırdığı ve "adım adım uyguladığı" küçük hedefleri vardı! "Bebek adımları!.." Takım tertibinde ve taktiğinde büyük eleştirilere sebep olan hatalar da "işte" bu sebeple yapıldı! "Korkak futbolun" sebebi de bu "tablodan çıktı!" "Küçük adımlar" sonunda "büyük hedef" olursa, ne âlâ! Olmazsa da ne gam? Zira... Denizli''nin "asıl hesabı", rakiplerinden önce "Fatih Terim ile hesaplaşmaktı!" Terim "geçen finallerde hiç gol atmamış, hiç puan alamamıştı!" Onu geçmek için "gol atması gerekti!" İtalya maçında bu yapıldı! "İlk" bebek adımı!.. Sonra, sıra puan almak için oynamaya geldi! İsveç maçında bu yapıldı! "İkinci" bebek adımı!.. Bu iki maçta "gruptan çıkmak zora girince" ve ağır eleştiriler gelince, Denizli "ancak" üçüncü bebek adımını atmaya girişti! Belçika maçıyla bu da başarıldı; "galibiyet ve 4 puanla şanslı bir çeyrek final!.." "Denizli''nin melekleri" iyi çalışmıştı! "Hedef büyütmeye sıra gelmişti ama", buna ne zaman vardı, ne de bir hazırlıklı kadro!.. Denizli "ağır geldi" derken, "herşeyi itiraf ediyordu!" "Ağır geldi" sözünün edildiği zamana dikkat ediniz! Evet, Denizli "Milli Takımlar tarihinde" Terim''i geride bırakmıştı ama, Türk Milli Takımı "Avrupalı rakiplerini belki de bir daha hiçbir zaman bu kadar zayıf ve güçsüz yakalayamayacağı" bir şampiyonayı, "çeyrek finalde dönüş bileti almakla kapamış ve bunu başarı sayacak, alkışlayacak" bir ortamın içine itilmişti! "Geriye doğru bakarsak", evet başarı! Ama "geriye doğru bakarak" başarı ölçüsü koymak, dünyadaki müthiş yarışta kimseye bir şey kazandırmıyor; sadece avutuyor! Önemli olan "ileriye doğru" bakarak yarışmak ve başarmak! İleriye doğru baktığımızda ise, "kalıcı bir başarıdan söz etmek mümkün mü?" "Evet" diyen varsa, çıksın tartışalım! Sen ne dersin, "futbolcusuna sessiz", gazetecisine "hırçın" hocam; sen ne dersin?
ÖNE ÇIKANLAR