Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Batı’nın ‘etik’i mi, İslâm’ın ‘ahlâk’ı mı?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bazı eski inanışlarda ritim ve dans bir meditasyon mes’elesi olup çok önemlidir. Eski Roma’dan Helen’e, Afrika’dan Asya’ya kadar bu hep böyledir. Bugünkü açık hava konserlerinde binlerce kişi, müzik ritmi ve uyuşturucu etkisinde kendilerinden geçip trans hâlinde çılgınca zıplıyorlar. Bu hâl modern insanın ilkel insana dönüşünü gösteriyor.

Bu yazımıza hâşâ mine’l-huzûr (hâşâ huzûrdan) diye de başlamak isterim. Gerçekler acıdır ve acıtır. Biz de bugün bâzı gerçeklerle zülf-i yâre dokunarak acıtacağız.

Basit klân (kabîle) hayâtından kompleks düzene geçildikçe, insanın yaşayışı değişir. Bu konunun ilk argümanı nüfus popülasyonu, yâni artan nüfus ve insânî yakınlıktan kopmadır.

Başlangıçta bütün insan toplulukları aynı safhalardan geçmişlerdir. Dînî inanışlar, âdetler, törelere bağlılık üst seviyededir. Şu farkla: Mâdemki ilk insan ilk peygamberdir, demek ki ilk insanlarda ateizm ve agnostik anlayış yoktur. Çünkü ilâhî din vardır. İslâm’ı tanımayan topluluklarda ilkel din mutlakâ “Şamanizm”dir. Bu konunun en büyük uzmanı olan Dr. Eliade Mircea böyle söylüyor. Bu Avustralya yerlilerinden Zambiya’daki halka, Lâtin Amerika’daki ilkel kabilelerden Asya step sâkinlerine kadar hep böyledir. Gerekçe ise hepsinin tabîatle iç içe yaşamalarıdır. Onlar tabîat olaylarından ve vahşî hayvanlardan devamlı etkilenirler. Bunlardan korunmak için hem ona sığınırlar hem de gerçekten tuhaftır, ama o zamanda bile ruhlara inanır ve onlarla temas kurmaya çalışırlar. Güneş’e, Ay’a, yıldızlara ve diğer mâverâî (gözün görmediği) varlıklara taparlar.

ŞAMANİZM’E BENZER UYGULAMALAR VE MODERN TOPLUM

Bu inanışta ritim ve dans bir meditasyon mes’elesi olup çok önemlidir. Eski Roma’dan Helen’e, Afrika’dan Asya’ya kadar bu hep böyledir.

Bugünkü açık hava konserlerinde binlerce kişi, müzik ritmi ve uyuşturucu etkisinde kendilerinden geçip trans hâlinde çılgınca zıplıyorlar. Yaka paça yırtıp saçlarını yoluyorlar.

Dünyâyı sarsan 1960’ların “The Beatles” topluluğu öyle bir etki yaptı ki, genç kızlar onların konser öncesi çalıştığı çimenlik arâzide âdeta otladılar! Sonradan “Roling Stones vs. topluluklarla bu çılgınlık âdetâ toplumsal bir histeriye dönüştü. Avrupa’dan Amerika’ya atlayan bu çılgınlık Elvis Presley ile zirve yaptı. İnsanlar bu konserlerde insanlıktan çıkıyorlardı. Alkol, uyuşturucu ve fuhuş yayıldıkça yayılıyordu. Bunun rastgele îzâhı mümkün değildi.

Trabzon’da bulunduğum sıralarda o zamânın meşhur bir popçusu oraya konser vermeye gelmişti. Havalimanı, dışarıdaki sınır telleri arkası hep özellikle genç kızlarla hıncahınç doluydu. Popçu uçaktan inince bir acâip olaya şâhit oldum. Kızların nâzik ellerine nasıl bir enerji geldiyse kendilerinden geçmiş bir vaziyette çok sağlam olan o sınır bariyerlerini öyle sallıyorlardı ki, o bariyerler sanki yıkılacak hâle gelmişti. Gerçekten dehşet verici bir görüntü idi. İşte o zaman anladım ki bu hâl, modern insanın ilkel insana dönüşü idi. İşin en acı yönü bütün dünyâda bu sanâtçılar(!) gençlere maalesef “idol” oluyorlardı.

Özellikle Madonna, Lady Gaga, Beyoncé, Jenifer Lopez, Shakira, Miley Cyrus, Rihanna, Doja Cat, Ricky Martin, Cardi B ve Cher başı çekiyorlardı. Bunlar 1970’lerle birlikte bir kostüm trendi başlattılar. “Üryan geldim bu dünyâya üryan giderim” diyen şâirimize ters yönden uyup dünyâda iken üryân olup podyumlarda boy gösterdiler! Peki bunu neden yaptılar? Onlara göre sahne showu, medya ilgisi ve reklâmdı, ama Siyonist akıl devredeydi. Özellikle amaç ahlâkı bozmak, alkolü, uyuşturucuyu, fuhşu yaymaktı. Kullanılan figüranlar da bu maddelerin kurbânı oluyorlardı. Michael Jackson, Whitney Houston, Prince, Amy Winehouse, George Michael, Elvis Presley, Dolores O’Riordan, Juise WRLD, Mac Miller, Avicii… Bunların hepsi alkol, kokain ve benzeri maddelerden öldüler.

SONRA DA LGBT+

Bunlar ahlâk sınırlarını öyle zorladılar ki, Sodom ve Gomore halkı bile bunlar yanında daha mâsum kaldı. Bütün bu kötülüklerin yanında bir de LGBT+ belâsını yaymaya başladılar.

Erkeklerde LGBT’yi sanki yaymakla görevli öncüler, Freddy Mercury, Elton John, George Michael, Lil Nas X, Sam Simith, Ricky Martin, Melisse Etheridge… Türkiye’den de var mı? Siz herhâlde biliyorsunuzdur. Bir de yaranızı ben deşmeyeyim…

Oyuncu ve sahne dünyâsında, başta Rock Hudson olmak üzere, Patrick Harris, Jodie Foster, Kristen Stevart… Bunlar kamuda paylaşılan bilgiler olup gizli saklı yanları yoktu.

KİLİSELERE DE GİRDİLER

Kiliselerde azalan cemaati ve özellikle de genç nesli buralara çekmek için Ricky Martin’e kilisede konser bile verdirdiler. Bunlar USA Army’ye (Amerikan ordusu) asker olarak bile alınmaya başladı.

HASSAS BİR KONU DAHA

Bugünlerde sosyal medyada çok görülen bir şey var: Sakallı dedeler yerden 30 cm zıplayarak ve ritimli vuruşlar ve el hareketleriyle toplu zikirler yapıyorlar. Kimsenin ne yaptığı bizi ilgilendirmez ama bu dînî algılarla yapılan bir şeyse bir iki kelâm etme hakkımız doğar. Bu raksa ve dönmelere dâir Müftîüssekalyn, Şeyhuislâm Ebussuûd Efendi’nin verdiği fetvâlara göz atalım.

II. Sûfîler

Mes’ele 341. (anlaşılabilmesi için sualler ve cevaplar meâlen verilmiştir.)

Bir cemâ’at halka olup zikrullâh ederlerken ayağa kalkıp raks ve dönme olmasa dahi, ellerini birbirlerinin boyunlarına yâhut kuşaklarına tutunup hareket etmek ile zikir câiz midir?

Cevap: Oturarak etmek efdaldir. (Daha iyidir)

Mes’ele 342. Zikrullâhda sûfîler şevka gelip ayakta veyâ oturarak hareket etmeden belleri ve başları hareket etse şe’ran ne lâzım gelir.

Cevap: Belleri hareket etmeyip sâdece başları hareket etmesi evlâdır.

Mes’ele 348. Sûfî zikrederken devrân edip (dönüp) bunu da ibâdet sayarsa, nikâhı sahîh ve kestiği helâl olur mu?

Cevap: Bu dönmeyi âdet değil de ibâdet sayarsa mürted olur, kestiği de murdardır, nikâhı düşer.

Mes’ele 349. Sûfî vâiz câmîde kürsîye çıkıp “Halka-i zikirde ibâdet niyetiyle raks ve devrân (dönme) hatâdır dese karşısındakiler de (ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve ku’ûden ve alâ cünûbihim)… Âl-i İmrân 191 (Onlar ayakta dururken, otururken ve yatarken hep Allâh’ı anarlar) diyerek ayakta, oturarak ve yan yatarak… Âyet-i kerîmesini delîl gösterip “Melekler arşta raks ederler ve Efendimiz de raks ederken arkasındaki ridâsı bile düşmüştür dese kişiye ne lâzım gelir?

Cevap: O âyette raksa cevaz yoktur. Böyle yapana îmân ve nikâh tazelemek düşer. Ne’ûzü billâhi min zâlik. (Bu gibi şeyden Allâh’a sığınırım) (M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhulislâm Ebussu’ûd Efendi Fetvâları Işığında. Türk Hayâtı. Enderûn Kitabevi, s.83-84, İstanbul, 1972.)

(Müftî Efendi muhtemelen Halvetî’ydi. Zikirleri halekada değil gûşe-i uzletlerinde (gizli köşelerinde) olmakla birlikte uygulamalarda bir umûmî usul olduğu da unutulmamalıdır. Bâzı tarîkatlerde ayakta ve bendirle zikir de yapılmaktadır. Bu bizim dışımızda bir hâdisedir. Biz Ebussu’ûd Efendi’yi me’haz aldık.)

Hiçbir sistemde bâzı kurallara uyup bâzılarına uymamak olmaz. Hele vahyi hiçe sayıp, Risâletpenâh Efendimizin buyruklarına riâyet etmeyen veyâ mûteber Ehl-i sünnet âlimlerinin ictihâdına ters düşenler mutlak butlandadırlar.

Her ne olursa olsun müzik âletli veyâ aletsiz dönerek zıplayarak sözde zikir yapmak çok eski ilkel meditasyonlardan izler taşıdığı için bunlardan kaçınmak lâzım. Zikir… Başımızın üstünde yeri var. Tabîî ki uygun olduğu zaman. Sûfiyye-i aliyye büyükleri nasıl zikretmişler ve haleka-i zikri nasıl kurdularsa öyle. Ve yine unutmayalım ki: En büyük zikir namazdır. Çünkü onda huşû ve hudû vardır. Huşû tevâzûdur, hudû ise yumuşaklık ve itaattir. Huşû organlarla, hudû ise kalble ilgilidir.

“Namazda bâtını cemetmek esastır. Bu kalb ve rûhun birleşmesidir. Rûhun beden ile birleşmesi Allâhü te’âlâ ile olmazs onda biraz mânî vardır.” (İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı şerîfe, 45. Mektûb.)

Namazda huşû ve hudû olmasa bile nefs pek karışmaz. Uygun olmayan zikirde ise nefs rûhun yerini alır ve seni rûrânî bir zevka dalmakla aldatır. Tutalım ki zikriniz mübah olsa bile sevâb ancak tâ’atetir, mübâha sevâb yoktur.

SOSYAL MEDYA SIKINTISI

Geçen günlerde bir sosyal medya kullanıcısı “Türklerde önceleri nâmus diye bir kelime yoktu, ne zaman ki Müslümân olup Araplaştılar, bu kelime de o zaman kullanıma girdi” diyor.

Şimdi bu yanlışın düzeltilmesine neresinden başlayalım. Doğrusu yok ki! Bu cehl-i mürekkep mi anlayamadım?

Birincisi Türklerde nâmussuzluk var mıydı yok muydu tezi tartışılır bir konu değildir. 300 çadırlık az nüfuslu hiçbir tolum gayr-i ahlâkî fiilleri işleyemez. Velev ki bu fiiller normal sayılsın. Bâzı toplumlar dışında -ki sayıları çok azdır- zinâ en büyük suç addedilmiştir. Olanlar var mıydı? Açıklayacağız. Her şey açıktır çünkü…

Araplaşamaya gelince; hangi dînin mensubu, dîni ile özdeşleşmez? Papa Katolik olan her milletten çıkar. Fakat du’âlarını Lâtin diliyle yapıyor. Papa veyâ Katolikler Lâtince du’â etmiyorlar mı? Bunlar hep Lâtinleşmiş mi oluyorlar.

Hâlen Ortodoks ve İslâv parantezindeki kavimler aynı İslâv Kirili ve İslâv incili ile du’â etmiyorlar mı? Meselâ Ortodoks olan Doğu Roma (İstanbul) Rumları İslavlaştılar mı?

Kirili bulan eski iki Yunanlı kardeş Metodist ve Kiril Ortodoks açı ortayında birleşmediler mi?

Malezya, Endonezya, Hindistan Müslümanları ibâdet ve ahkâmda Kur’ân’a uyunca Araplaştılar mı? Eğer Arap kültürü derken İslâm kültürü kastediliyorsa siz nasıl Müslümanlarsınız?

Yok efendim Yavuz Selim Han Mısır’ı alınca 1000 Şâfi’î âlimini İstanbul’a getirip aklı saf dışı bıraktı diyorlar. Bir kere o zamanki Mısır Menûkleri Şâfi’î değil Hanefî idi. Kaldı ki Şâfi’î-Eş’arî’de aklî saf dışı etmek de nedir? Hiçbir şey bilmiyorlar ve bilmediklerini de bilmiyorlar.

BATI’NIN NÂMUS ANLAYIŞI

Eski Türklerde her eski kavimde olduğu gibi evlilik ve nâmus kutsaldı. İslâmî bir kelime olan nâmus, kavram olarak Müslüman olmayan kavimlerde de vardı. Modern yaşayışta ve geniş şehirleşmeye gittikçe her toplumda bu anlayış elbette zedelendi.

Bâzı câhiller “Araplar eskiden çok azgın olduğu için İslâmiyet oraya indi” diyorlar. Kitâbî dinlerin hepsinin o bölgeye indiği mâlumdur. İçlerinde azgın olanları da vardı, olmayanları da…

Çin, Göktürk ve Uygur kaynaklarında kadınların toplum içinde daha aktif oldukları belirtilir. Göktürk Kağanlığı döneminde ve Çin yıllıkları zinâ ve âile ihlâllerinin töre suçu sayıldığı belirtilir. Demek ki o dönemlerde Türk toplumlarında az da olsa bu fiil var. Ayrıca yakın komşu Moğollarda misâfire gece kendi eşlerini ikrâm etmek âdeti de var. Türklerde bu aslâ mümkün değildi, ama ahlâksızlık sârîdir. Ayrıca eski Türklerde “ersiz”, “oynaş”, “buzuk yol” gibi nâmus ile ilgili kelimeler de vardır.

Batı’nın ‘etik’i mi, İslâm’ın ‘ahlâk’ı mı?
Başlık ResmiBatı’nın ‘etik’i mi, İslâm’ın ‘ahlâk’ı mı?

AHLÂKSIZLIĞIN KÖKENİ BATI MI?

Lûtîlik (livâta, eşcinsellik) her üç kitâbî dinde de büyük günahtır; ve lânetlenmiştir. Eski Yunan’da meselâ Atina ve Sparta’da erkekler arası ilişkiler toplumda geçerli bir olgudur. “Pederasti” yetişkin bir erkeğin ergenlik çağındaki erkek çocuk ve gençlerle kurduğu cinsel ilişkiyi ifâde eden bir terimdir. Mesela Plâton erkek erkeğe sevgiyi yüceltirken bunun asıl aşk olduğunu ifâde eder. Sokrat da aynı düşüncededir. “Lezbiyenlik” yâni kadın-kadına seviciliğin de kaynağı Yunan’dır. Bu kelime de Lesbos (Midilli) kaynaklı bir sapık ilişkidir. Öncüsü ise meşhur kadın “lyr”çalan şâire Sapho’dur (Safo).

Ayrıca târihe “Büyük İskender” diye kazınmış bu Makedonyalı komutanın da kadınlara ve erkeklere aynı cinsel duygularla yaklaştığını biliyoruz. Biseksüelliğin de kaynağı Batı.

Antik yazarlar, Akhilleus ve Petroklos arasındaki romantik yakınlığı belirtirler.

İskender’in de Roxsana ve Stataise gibi eşleri varsa da aynı zamanda yakın dostu komutanı Hephaistion ile de aynı bağlarla duygusallığı olduğu bilinir.

Şimdi söyleyin bakalım nâmus kavramı neredeymiş?

Tevrat’ta zinâdan recm (taşlama) varken ve Kur’ân-ı kerim’de âile ve zinâ konularına sûre, âyet ve sayısız hadîs bulunurken, Türkler İslâmiyeti kabul edip “Araplaşınca” ahlâksız oldular öyle mi? Ârun aleyküm (utanın). What a shame (ne kadar ayıp) “Honte a voiz”, “ayez honte”, “Schamen sie sich”! Yazıklar olsun utanın! Daha ben size hangi dille hitâb edeyim, bilmiyorum.

Baştan hâşâ huzurdan veyâ hâşâ mine’l huzûr diye yazıya başlamamın sebebi bu yazdıklarım içindi, ama gözlerine sokmadan bu zü’l-gabâvetlerin (ahmakların) bâzı şeyleri anlamaları için bu gerekiyordu. Affola!

Osman Kemal Kayra'nın önceki yazıları...