PROF. DR. OSMAN KEMAL KAYRA - Peki, Türkler neden Nevruz’u kutlarlar? Veyâ Türkler bu bayramı kimlerden aldılar? Bu bayram büyük ihtimalle eski Pers kültüründe ortaya çıkmıştır; Zerdüştlük geleneğine bağlıdır. Varlığı MÖ 5.-6. asra kadar iner. Türkler Nevruz’u Soğd ve Perslerden aldılar.
“Nevruz aslen Türk bayramı mıdır?” sualini cevaplamak için çok ciddî bir ilmî çalışma yapmak gerekir. Bu konudaki duygusal yaklaşımlar bizi yanıltır. Türk dünyâsında yüzyıllardır kutlanan bu bayram, Türk’ün aslî bayramı değil midir? Şöyle düşünelim: En bilinen iki dînî bayram yâni Ramazan ve Kurban Bayramları Hazret-i Peygamber zamânında Sahâbe-i kirâm hazerâtı ile kutlanmaya başladı. Yâni ırkî olarak bakarsak ilk def’a Araplar tarafından kutlandı. Sonra da buna bütün Müslüman olan diğer ırklar da katıldı. Şimdi biz bu iki dînî bayrama Arap bayramı diyebilir miyiz? Veyâ önce Müslümân olan Îran ve sonra da Müslümân olarak bu bayramı kutlayan Türkler bu bayramın aslî sâhibi diyebilir miyiz? Hâlbuki Arapların ve Farsların İslâmiyet’ten evvel kutladıkları geleneksel millî bayramları vardı. Neselâ “Sûk-i Ukâz Panayırları” Araplar için hem bir panayır (fuar) hem de bir bayramdı. Muhtemelen MÖ. 5.-6. asırdan beri kutlanıyordu. Bu panayır her yıl Hac öncesi Zi’l-ka’de ayında Mekke ile Tâif arasında bir bölgede kutlanırdı. Panayırda ticârî antlaşmalar dışında hitâbet ve şiir yarışmaları da yapılırdı. Burada Arapların en ünlü şâirlerinin şiirleri okunurdu. Bunların en bilinenleri Tarafa b. El ‘abd, Lebid b. Rebî’a, İmru’ul Kays, Antere b. Şeddâd, Zühayr b. Sülmâ ve sâirdi. Bunların yarışmaları bir nevi edebiyat olimpiyatları gibi olup okunan eserler Arap dilinin zirve ürünleriydi. Hâricîlerin isyanlarıyla 7. asırdan sonra kaldırıldı. Bu panayır aslen bir bayram olmamakla birlikte bayram gibi kutlanırdı. Efendimiz İslâmiyet’ten sonra da bu panayırı yasaklamadı; çünkü burası ticâret için de çok önemli idi. Hattâ Hac sırasında da ticâret yapılabileceğine dâir Bakara sûresi 198. âyette açıklama da vardır. Yalnız burada puta tapmalar, kabîleler ile övünme gibi gayr-i İslâmî olan şeyler yasaklandı. Hattâ Efendimiz de bu panayırlara ticâret için değil, topluluklara İslâm’ı teblîğ için gitti; bu teblîğler Akabe Bi’ati’ne ve Hicret’e zemin hazırladı. Söz konusu panayırlar sâyesinde birçok kabîle İslâmla tanıştı.
ARAPLARDA ŞİİR VE EDEBİYAT
Araplarda şiir ve edebiyâta düşkünlük çok eskilere dayanır. Meşhûr bir kıssadır: Müşrik bir Arap bir evde Kur’ân-ı kerîm okunurken pencerenin altına gizlenip onu dinliyordu. Diğer bir arkadaşı hışımla ona “Müslüman mı oldun?” der. O da “Hayır ama burada o kadar güzel şeyler söyleniyor ki hangi Arap bu sözlere hayran kalmaz?” der. Şimdi buradan “Kur’ân neden Arapça?” diyenlere deriz ki: “Dünyâda hiçbir dil bu kadar armonik, bu kadar belîğ ve fasîh (akıcı, süslü, açık ve anlaşılır) değildir. Ünlü harflerin dört kademeye kadar yükselen ses tonları (medler) veya genelde mim ve nun harfleriyle yapılan çapraz yarım kâfiye veyâ tek ünlü son seslerle yapılan durak uzun kâfiyeler (medd-i ârız) onu hem bir şiir havasında hem de mükemmel bir nesir örneği olarak sınar. Bu yüzden ona nazm-ı celîl-i ilâhî denmiştir. Yâni o, çok zor yapılan bir mensûr şiir gibidir. Kısacası bu kadar mükemmel bir eser zâten kul yapısı olamaz. Hattâ dil ustası Arap ediplerini bile âciz bırakarak…
ARAPLARDA NEVRUZ VE MİHRİCAN KUTLAMALARI
Cenâb-ı Risâletpenâh Efendimiz Medîne’ye geldiğinde halkın eğlendiği iki güne şâhit olur. Bunlar eski bayramlar Nevruz ve Mihrican’dır. Bunun üzerine Efendi’miz şöyle buyurur: “Allâh size bu iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir. Bunlar Ramazan ve Kurban Bayramları’dır.”
Bu rivâyet “Sünen-i Ebû Dâvud”da geçer. Râvîsi Enes b. Mâlik’tir. İmâm-ı Nevevî bunu sahîh bulur, İbn-i Hâcer-i Askalânî de güvenilir rivâyetler arasında görür. Muhammed Nâsuruddîn el Albânî buna sahîh hadîs demiştir. Kısacası bu tür hadisler sahîh veyâ hasen kabûl edilir.
PEKİ NEVRUZ NEREDEN GELİR?
Nevruz dînî mi yoksa geleneksel bir bayram mıdır? Aslında Nevruz Farsça “yeni gün” demektir. 21 Mart yâni Ekinokstur. 21 Mart’ta Türklerin Ergenekon’dan çıkma olayına gelince: Tabîî ki bu bir efsânedir. Ergenekon da sanal bir kavramdır; gerçek bir mekân değildir. Araştırmacılar bu vâdînin Orta Asya’da özellikle Altay Dağları civârında olduğunu düşünürler. Bu bölgede kış mevsimi en şiddetli zamanlarını yaşar. Gece gündüz sıcaklıklar hep sıfırın altındadır. Geceleri eksi 20’ye kadar düşer. Kar örtüsü bu mevsimde kalkmaz. Bizde de Orta ve Doğu Anadolu’da 21 Mart’ta kışın en şiddetli günleri yaşanır. Atalarımız “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” demişlerdir. Altay Dağları Rusya, Kazakistan, Moğolistan ve Çin sınırları arasındadır. Dağ yükseltileri 2000 ilâ 4500 metredir. Dolayısıyla bu mevsimde buzların çözülüp Türklerin Ergenekon’dan çıkmaları zordur.
Peki, Türkler neden Nevruz’u kutlarlar? Veyâ Türkler bu bayramı kimlerden aldılar? Bu bayram büyük ihtimalle eski Pers kültüründe ortaya çıkmıştır; Zerdüştlük geleneğine bağlıdır. Varlığı MÖ 5.-6. asra kadar iner. Türkler Nevruz’u Soğd ve Perslerden aldılar. Soğdlar İpek Yolu’nun aktif ticâret elemanları olmaları hasebiyle Türklerle yoğun temas hâlinde idiler. Îran’da Nevruz kozmik bir bayram olmakla birlikte aslen dînî hüviyeti ağır basar. Bunun delîli de çok nettir. “Fakîhler müstehab olan birçok gusül beyân etmişlerdir. Bu gusülden bâzıları şunlardır: ……….3: Nevruz Bayramı günü Şa’bân ayının 15. Rebîu’l-evvel ayının 9. ve 17.; zi’l-ka’de ayının 25. günü olan gusüldür.” (Âyetullâh Uzmâ Seyit Ali Hüseynî Sistânî, İlmihal, Çeviri komisyon, Alulbeyt Yay. s. 133, 2005 istanbul.)
İranlı Sistânî, İlmihal’inde bu gusle “müstehab” diyor. Peki müstehab nedir? Müstehab, sevilen, beğenilen, makbûl ve mergûb. Vâcibin gayri olarak evâil-i ameldir (vâcib dışındaki evvel amellerden). (Şemseddîn Sâmî, Kaamûs-ı Türkî, s. 1335, fî Ağustos 1316, İstanbul)
Müstehab: Peygamber Efendimiz’in bâzen âdet olarak yaptığı şeyler. Yapılınca sevap verilen yapılmayınca günah olmayan şeyler. Müstehabları yapmakta gevşek davranan sünnetleri yapamaz. Sünnetlerde gevşek davranan farzları yapmakta zorlanır. (Dînî Terimler sözlüğü, c.2 s77, Komisyon. Türkiye G. Yay. İstanbul.)
Demek ki bâhusus Nevruz için gusül dînî bir hüviyet taşımaz. Bu delil bile Nevrûz’un Îran kaynaklı dînî bir bayram olduğunu gösterir.
HANGİ TÜRK TOPLULUKLARI NEVRUZ’U KUTLUYOR?
Bugün Orta Asya Şaman Türkleri veyâ Hristiyan Türk toplulukları, Kırım, Hazar, Bulgar, Gagavuz, Tuva Türkleri, Altay Türkleri, Yakutlar, Ortodoks veyâ Katolik Kırım Tatarları, Bulgaristan ve Balkanlardaki Pomak veyâ Hristiyan kökenli Türk toplulukları bu bayramı kutlar. Musevî Türkler ise bu bayramı kutlamazlar; Paskalya, Pesah, Yom Kipur ve Hanuka gibi Mûsevî bayramlarını kutlarlar. Mûsevî Türklerden Karaylar Orta Asya’dan göç ederek Kırım, Balkanlar ve çok az olarak yerleşmişlerdir. Bunların dilleri Lodince ve Türkçedir. Bunun dışında Kırım, Horasan bölgelerinde Nevruz kutlanırken, Musul Kerkük Türkmenleri Nevruz kutlamazlar.
Nevruz 21 Mart’ta Orta Asya’dan Orta Doğu’ya, Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada yaşayan halklar tarafından kutlanmaktadır. Meselâ eski Bâbil ve Akitu denen kutlamalar, yılın ilk ayı sayılan nisanın ilk on iki gününe tekâbül eder. Nevruz’un nerede nasıl başladığı bilinmese de Risvî-Pant L XX VIII/2 2004, s. 53’te bu kutlamalara en erken referanslara Îran kaynaklarında rastlanmaktadır. Îran’da Zerdüşt öncesi dönemlerden îtibâren hasat kutlamalarını ifâde eden Nevruz’un var olduğu konusunda çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Bunlar da Aharmenîler (MÖ 559-330) dönemine âittir.
İslâm öncesi Îran geleneğinde Nevruz hem millî hem de dînî karakterdedir. Îranlılar Nevruz’u mitolojik kralları Cemşîd’in tahta oturuş günü, yâni Kahraman Feridun’un Cemşîd’in iki kızını esir alan Azdahak’ı (Dahhâk) öldürdüğü gün olarak kutlamışlardır. Mecûsîlikte Nevruz, ateşin efendisi Aşa Vahişta’ya ithâf edilmiştir.
Râhipler Îran’da Âzer ayının 1-6.sı arası kutlarlardı. Bugün az sayıda da olsa Îranda varlıklarını devâm ettiren Mecûsîlerle (Cabarlar) Nevruz kutlamalarını sürdürürler. Bunlar 21 Mart’ta başlayan kutlamalarını 2 hafta sürdürürler. Yezîdîler ise bu kutlamayı temmuz sonunda yaparlar.
Eski Roma’da bağbozumu dönemi Bacchus (Yunan’daki karşılığı Dionysus) adına yapılan kutlamalardı. Anadolu’da da ekin kaldırma sonrası “Hâcet Bayramı” geleneği vardır.
ÎRAN EDEBİYÂTI’NDA NEVRUZLAR
Müslümanlar arsında Nevruz’u resmîleştiren E’s-Sekafî’dir. Fâtımîler döneminden îtibâren bu kutlamaların yapıldığı bilinmektedir. Şiî geleneğinde Hazret-i Ali ile ilgili birçok olayın Nevruz’la ilgili olduğuna inanılır. Meselâ Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma bugün evlenmişlerdir. Yine Hazret-i Âdem’in bugün yaratıldığına ve Hazret-i Havvâ ile Arafat’ta bugün buluştuğuna inanırlar. Onlara göre Hazret-i Nûh’un gemisi de bugün karaya oturmuştur.
Îran’da Şiî Safevî Devleti zamânında çok sayıda risâle yazılmıştır. Bunlardan “Kitâbü Nüzheti’z-zâhid” ve “Kitâbü Lebb’i-l Elbâb” en meşhurlarıdır.
Firdevsî, Ömer Hayyâm, Ferrûh-i Sistânî, Nizâmî-i Gencevî ve Nâsır-ı Husrev de bu konu ile ilgili eserler vermişlerdir. (Şinâsi Gündüz, TDV İslâm Ansiklopedisi, 33.c.s. 60-61, 2007 İstanbul)
TÜRK EDEBİYÂTI’NDA NEVRUZNÂMELER
Türkler Dîvân edebiyâtını Îran’dan aldıkları için geleneksel formda Nevruzla ilgili kasîdelere Dîvân edebiyâtında az da olsa rastlanır. Bu türler edebiyâtımızda “Nevrûziyyeler” adıyla geçer. Bunların hiçbiri dînî bir mâhiyette değildir. Tamâmında tabîatle ilgili konular işlenmiştir. Tabîî ki Şiî Îran geleneği esintileridir. Bunlardan Hoca Dehhânî, Ahmedî ve gibi isimler tabîatle ilgili “Nevrûziyye”ler yazmışlardır.
Meseâ Fuzûlî’de: “Bahar geldi -çiçek açtı her yanda /// Ey sevgili nevrûzun nûru sardı her anda.”
“Nevrûz gelip toprağı süsledi güllerle/// Saraylar süslendi gökleri sardı müjdeler.”
Hoca Dehhânî: “Nevrûz geldi rüzgâr esti dağlardan kuşlar öter/// Gönüller de uyanılar bayramda.”
Ez cümle Nevruz’un mutlak Îran kaynaklı olduğu tahmin edilmesi ve bu bayrama dînî bir hüviyet yüklenmesi Îran’a âittir.
1980’DEN SONRA TÜRK DÜNYÂSINDA NEVRUZ KUTLAMALARI
SSCB’den bağımsızlığını kazanan bugünkü Türk Devletleri ve Muhtar Türk Cumhûriyetleri Nevruz’u millî bayram olarak kutlarlar.
Bu bayramın da İslâmiyetle alâkası olmadığı için dikkatli davranılması gerekmektedir. İslâmî topluluklara sonradan sokulduğu için kutlamamak daha evlâdır.
1 Ocak Yılbaşı Noel’le ilgili değildir. Noel 26 Aralık’ta kutlanır. Dolayısıyla Noel, Yortular, Paskalya ve Şükran Günleri’ni Müslümanlar kutlamaz.
1 Ocak da 1 Muharrem Hicrî yânî İslâmî yılbaşına alternatif kutlama olduğu için bunda da dikkatli olmak gerekir.
ÖNCEDEN TÜRKİYE’DE NEVRUZ KUTLANIYOR MUYDU?
1980’den evvel İstanbul’da Nevruz kutlanmamıştır. Hattâ Anadolu’da da kutlanmamıştır…
Güneydoğudaki siyâsî olayların başlaması ile birlikte Nevruz siyâsî bir gösteri olarak kutlanılmaya başladı. Her Nevruz birtakım terör olaylarına zemin hazırladı. Çok sıkıntılı devrelerden geçildi. Devlet bu günlerde büyük tedbirler almasına rağmen olayların önüne geçilemedi. Sonra devlet aklı devreye girdi ve Nevruz gayr-i resmi olarak devlet büyüklerinin de katılımı ile kutlanmaya başladı. Hattâ öyle bir hâle geldi ki, Sosyal Demokrat Erdal İnönü bile örs üzerinde demir dövdü.
Kısaca Nevruz kat’i olarak bir Türk bayramı olmamakla birlikte, bütün Türk topluluklarında kutlanan bir gün olduğundan biz de devlet olarak kutlamaya başladık. Sözün özü de budur.

