İslâmiyette en önemli emir îmân etmektir. Îmân, bir binânın temeli gibidir. Îmândan sonra en mühim farz da namazdır...
Namaz, İslâmın 5 şartından birisidir. Namaz, binânın kendisi, kirişleri ve duvarları gibidir. Namazın ehemmiyetini bildiren âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler pek çoktur. Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla yerde, namaz kılma emri tekrâr edilmektedir.
Aslında bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde, meâlen “Cinnîleri ve insanları ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur.
“İbâdet”, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmaktır. Allahü teâlânın rızâsı ise, yapılmasını kesin olarak emrettiği farzları yerine getirmekte ve yasak ettiği harâmlardan kaçınmaktadır.
İslâm'ın beş temel şartından, esâsından ikincisi olan, îmândan sonra en mühim farîza olarak beyân edilen namaz, günün belli zaman dilimleri içerisinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Namazların, vakitlerinden önce kılınmaları câiz olmadığı gibi, vakitlerinden sonraya bırakılmaları da câiz değildir.
Nitekim Allahü teâlâ, "Şüphesiz namaz, mü'minlere vakitli olarak farz kılınmıştır (Belli zamanlarda namaz kılmak, müminlere farz oldu. Namaz kılmak, müminlere belli zamanlarda farz kılındı)" (Nisâ, 103) buyurmuştur. Binâenaleyh vakit, namazın en önemli şartlarından birisidir. Hattâ hem şartı, hem de sebebidir. Kur'ân-ı kerîmde, birkaç âyet-i kerîmede, namaz vakitlerine mücmel olarak işâret buyurulmuştur: el-Bakara, 238; Hûd, 114; el-İsrâ, 78; er-Rûm, 17-18; Kâf, 39-40; el-İnsân, 25-26'da olduğu gibi.
Hanbelî mezhebi âlimlerinden Ebu'l-Ferec Abdurrahmân İbnü'l-Cevzî [v. 597 / 1201], "Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr" adlı eserinde, Nisâ sûresinin 103. âyet-i kerîmesindeki "Kitâben Mevkûten" lafızlarıyla ilgili olarak:
"Kitâben", "farzan" demektir. "Mevkûten" hakkında da 2 kavil vardır: 1.'si "mefrûzan=farz kılınmış" manâsıdır ki, bunu İbn-i Abbâs, Mücâhid, Süddî ve İbn-i Zeyd ifâde etmişlerdir. 2.'si ise, "belli vakitlerle vakitlenmiş [belli vakitlerde farz kılınmış]" anlamıdır; bu da İbn-i Mes'ûd, Katâde, Zeyd bin Eslem ve İbn-i Kuteybe'nin kavilleridir.
Şâfiî mezhebi âlimlerinden İmâm Allâme Fahruddîn er-Râzî [v. 606/1209], "Mefâtîhu'l-Gayb (veya et-Tefsîru'l-Kebîr)" isimli 32 cildlik tefsîrinde:
"Bil ki, Allahü teâlâ, bu âyette, namazın vücûbunun [ya'nî farziyyetinin] husûsî vakitlerle mukadder olduğunu beyân etmiş, burada vakitleri icmâlen zikretmiş, onları diğer âyetlerde açıklamıştır. Onlar 5 âyettir: el-Bakara, 238; el-İsrâ,78; er-Rûm, 17; Hûd, 114; Tâhâ, 130.
Tâhâ 130'daki, "Kable tulûı'ş-şemsi ve kable ğurûbihâ = güneşin doğmasından ve batmasından önce" lafızları "sabâh" ve "ikindi"ye işârettir. Hûd 114'deki, "Tarafeyi'n-nehâr=Günün iki tarafında" lafızları da böyledir [Ya'nî burada da sabâh ve ikindi namazları kasdolunmaktadır.]
Yine Hûd 114'deki "ve min ânâi'l-leyl" lafızları da "akşam" ve "yatsı"ya işârettir. Bu da "zülefen mine'l-leyl" gibidir [Yanî burada da akşam ve yatsı namazları kasdolunmaktadır.] Bunlar, beş namazın beş vaktine delâlet eden âyetler mecmûasıdır.”

