Kaydet
a- | +A

Zulmün ve şiddetin dîni, milliyeti, kültürü, ideolojisi, ırkı, ulusu, cinsiyeti olmaz. Kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, reddedilmelidir.

Makâlemizin hemen başında, şunu net olarak ifâde edelim ki, hiçbir kimsenin anne-babasını seçme, doğum yeri, zamanı ve diğer bazı şartlarını tercîh hakkı yoktur; bunlar Cenâb-ı Hak’ın takdîriyle olan husûslardır. O bakımdan Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut, Boşnak ve sâir bütün vatandaşlarımız, güzel ülkemizin 1. sınıf vatandaşlarıdırlar; hiçbirisi ötekileştirilemez.

Yunus Emre’nin “Yaratılmışı severim Yaratandan ötürü” prensibi çok mühimdir. Sâdece eşref-i mahlûkât olan insanı değil, bütün canlıları, hattâ hayvânları dahî sevmek lâzım olduğu dînimizde bildirilmiştir.

Zulmün ve şiddetin dîni, milliyeti, kültürü, ideolojisi, ırkı, ulusu, cinsiyeti olmaz. Kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, reddedilmelidir, tel’în edilmeli, kötülenmelidir. Siyonistlerin, Filistîn’de, Gazze’de yaptıkları; Amerikalıların Irâk, Afganistân, Libyâ, Sûriye ve Türkiye gibi ülkelerde yaptıkları, herkesin gözleri önünde cereyân etmiştir. Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, İspanya’nın, Portekiz’in, Hollanda’nın târih boyunca, Asya ve Afrika’da yaptıkları da malûmdur.

Zulüm, şiddet, fizikî yönden güçlü olanların, kendilerinden daha güçsüz olanlara karşı, onları korkutmak, sindirmek, baskı altında tutmak, kontrol altında bulundurmak, cezâlandırmak, onlara güç gösterisinde bulunmak gibi maksatlarla yapılabilmektedir.

Şiddetin ferdî [kişisel] olanı, âilevî [âile içi] olanı, kolektif olanı [bütün cemiyeti ilgilendireni] vardır.

Başta kadınlarımız ve çocuk yaştaki genç kızlarımız olmak üzere, pekçok insanımız [erkek olsun, kadın olsun], evlerde, okullarda, sokaklarda ve iş yerlerinde, hem de sık sık, istismârın, tecâvüzün, şiddetin her türlüsüne marûz kalabilmektedirler.

Bu konu, pekçok insanın hayâtını, sağlığını, huzûrunu, saâdetini, mutluluğunu, her yönden, hem rûhî [psikolojik, duygusal] yönden, hem de fizikî yönden etkileyen çok mühim bir konudur. Ferdlerin bedenleri, psikolojileri, hürriyetleri, cânları ve mâlları tehlikeye marûz kalmaktadır.

Konunun doğru bir şekilde teşhîsini yapıp tedâvî çarelerini, önleme yollarını bulmaya, bu konuda yapılan çalışmalara, nâçizâne katkılar yapmaya çalışmalıyız. Bu konuda, beynelmilel ve millî çapta, resmî ve gayr-i resmî birtakım çalışmalar mevcut. Anket çalışmaları yapılıyor, çeşitli raporlar hazırlanıyor.

***

“İslâm kardeşliği” denince ilk akla gelenler, “Hucurât” sûre-i celîlesinin 10. âyet-i kerîmesi [“Ancak mü’minler kardeştirler”] ile bu konudaki pekçok hadîs-i şerîf ve “Hicret”ten sonra Sevgili Peygamberimizin Medîne-i münevvere’de akdettiği, o güne kadar bir eşi-benzeri bulunmayan, dillere destân mesâbesinde olan “Muâhât (Kardeşlik) Akdi”dir.

Mâlikî âlimlerden İmâm-ı Kurtubî (rahmetullahi aleyh), Hucurât sûresinin, “Ancak mü’minler kardeştirler” meâlindeki onuncu âyet-i kerîmesinin tefsîrinde, bunun “Müslümânlar kardeştirler” anlamında olduğunu bildiriyor. Bakara sûresinin, “ancak Müslümânlar olarak cân verin (ölün)” meâlindeki 132. âyet-i kerîmesinin de, “Mü’minler olarak cân verin” demek olduğunu bildiriyor. Bu âyet-i kerîmelerde, “Mü’min” ile “Müslümân” kelimeleri müterâdiftirler, yanî aynı ma’nâda kullanılmışlardır.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın önceki yazıları...