"Bak evlat, ben seksen küsur yaştayım hâlâ hayata sıkı tutunmanın yollarını arıyorum!"
Züleyha bir iç çekti ve anlatmaya başladı:
- Bilmem nereden başlasam?
- Nereden başlasan başla… Tane tane anlat sadece. Malum, ihtiyarım. Kulaklar eskisi gibi değil.
- Ölmek istiyorum, ölmek!
- Allah muhafaza! Daha gençsin evlat, acelen ne?
- Öyle bıktım ki dünyadan ve içindekilerden!
- Yine de hayat başkadır evlat. Bak, ben seksen küsur yaştayım hâlâ hayata sıkı tutunmanın yollarını arıyorum! Öyle birden teslim olmak yok! Sebeplere yapışırım, tedbirimi alırım Rabbim ne dilemişse o olur!
- Dedim ya dertliyim! Hem de çok! Kaynanam var! Ne anası, başımın belâsı!
- Memleketimizde kaynana-gelin hikâyeleri çoktur.
- Benimkisi roman... roman... ne hikâyesi!
- Allah Allah! İyice meraklandım! Aslında böyle aile işlerine hiç girmem amma, bu havada, bu telaşın beni kokuttu doğrusu!
- Nasıl söylesem bilmem ki? Ben yaşayan ölüyüm amca… Kessen kanım akmaz! Ya o, ya ben! Duydum ki çok tesirli karışımlar yapıyormuşsun. Öyle bir şey istiyorum ki kısa zamanda ya o, ya ben hayattan çekilip “elveda dünya” diyelim!
- Zor şey istiyorsun evlat!
- Evet ama buralara ve bu noktaya gelmem öyle kolay da olmadı aktar amca! Neredeyse kafayı sıyıracağım! Gören beni tanımıyor! "Kız sana ne olmuş" diye soruyorlar? Çaresiz birini sevindir, ne olursun! Ha öyle bir şey yap ki benden de şüphelenmesinler! Sessiz sedasız çekip defolsun hayatımdan! İstediğin parayı da nakit veririm! Yemedim içmedim bugünler için biriktirdim!
- !!!
- Tanımadığım, bilmediğim bir denizin ortasında haritasız, pusulasız kalmış bir tayfa gibiydim. Huzur ve saadete gitmek istiyordum aktar amca! Belki de her şeyi yoluna koyar, beni adam yaparsın!
- Senin içinde zaten bir adam var a evlat! Sadece onu dışarı çıkaracağım, inşallah! Bunu yaparken ellerimi, bütün tecrübemi kullanacağım. Emin olabilirsin!
- Zaten herkes sizin iyi biri olduğunuzu söylüyor! Ben de onun için geldim.
- Anlaşıldı; pek kararlısın! Bak evlat; sana öyle bir karışım yapacağım ki… Hiç kimse anlamayacak.
- Hay Allah razı olsun amca…
Şu görünen nar imiş,
Yağmurda kar erimiş,
Söz verip de sözünde,
Duran sağlam er imiş.
Aktar amca, tezgâhının arkasına geçti; çeşit çeşit şişeler çıkardı. Tek tek kapaklarını açtı, içlerinden iki parmak ucuyla muhtelif tohumlar aldı, hassas terazide tarttı, pirinç bir havanda itinayla ve sabırla dövdü. Çok değişik renkte ve çok çeşitli ottan, tohumdan bir şişe toz hazırladı, Züleyha gelinin önüne koydu. DEVAMI YARIN

