Ne zamandır at üzerinde içi dışarı çıkacakmış gibi olan Hurufi, hararetten yanıyor, tutuşuyordu. Ulucami’deki kâbus, ateşler içinde bırakmıştı.
Vaaz veren Hurufi’nin emniyetinden endişe eden Kripto ve adamları, etten bir koridor oluşturdu. Karışıklıktan istifade ederek de bir yolunu bulup kaçırdılar.
Hurufi durmadan; “Diyeceğimi dedim. Diyeceğimi dedim” deyip duruyordu. Dar sokak aralarında bekleyen besili, karınları doyurulmuş atlara atlayıp doludizgin uzaklaştılar... Arkalarına bakmadan koşuyorlardı. Kırbaç sesleri, atların toprak yolda çıkardıkları ahenkli patırtılara karışıyor, binicilerden bir laf bile duyulmuyordu... Ne zamandır at üzerinde içi dışarı çıkacakmış gibi olan Hurufi, hararetten yanıyor, tutuşuyordu. Ulucami’deki kâbus, ateşler içinde bırakmıştı.
Hâlâ, evet hâlâ saçlarının dibi, alnı ter taneleriyle sırılsıklamdı. Kafile sık bir ormanlığa girdi. Hurufi daha fazla kendini tutamadı. Herkesin duyabileceği şekilde;
“Yalnız Osmanlının nizamı değil, dünyanın da nizamını bozduk! Evet, Osmanlının düzenini bozduk!” diyor, böbürleniyordu.
Bu dünya fânidir, sonsuz kalınmaz,
Malın çok olsa da, murat alınmaz,
Gâfil olma sakın, geri dönülmez,
Ahret okyanussa, dünya bir havuz,
Akıbetin düşün, sen hain soysuz!
Dünya dedikleri sapla samandır!
Ne kadar sürse de sonu virandır,
Kötülük çoğaldı, âhir zamandır.
Mazluma olasın, rehber, kılavuz,
Sen nihayete bak, ey hain soysuz!
Hâlıkın dururken, mahlûka tapma!
Şeytana uyup da, yolundan sapma!
Nimetleri tepip, nankörlük yapma!
Osmanlı, çalışkan, günahsız, suçsuz,
Hesabını sorar ey hain soysuz!
***
Bursa, Bursa olalı böyle acayip bir gün görmemişti. Arap Molla, terk edilmiş kürsüyü görünce yanındakilerin de yardımıyla hiç tereddüt geçirmeden çıkıverdi.
Önce tövbe ve istiğfar okudu. Cemaate de tekrar ettirdi. Başımıza gelen sıkıntıların günahlarımız yüzünden olduğunu açıkladıktan sonra, Osmanlı memalikinin sahipsiz olmadığını, Padişah-ı şahanelerinin âlimlere verdiği kıymeti anlattı.
Güzel vatanımızın, müreffeh halkını çekemeyenlerin huzurlarını, saadetlerini bozmak için bugün, burada olduğu gibi, hoşgörü ve iyi niyetlerini bu ve bunun gibi ne olduğu belli olmayan yalancı ve hainlerin istismar ettiklerini ve yanlarına kâr kalmayacağını, dünyada kepaze olacakları gibi, yarın ruz-u mahşerde hesapsız acı ve azaplara düçar olacaklarını hararetle anlatı. Cemaati teskin etti. Yerlerine oturmalarını fitneye uymamalarını, fesada karışmamalarını ve tuzaklara da düşmemelerini istirham etti. Âyet-i kerime, hadîs-i şerifler okudu, tefsirini yaptı. Evliyâ-i kirâm hazeratının numune hayatlarından misaller vererek asayişi, sükûneti sağladı.
Cuma vakti de iyice yaklaşmıştı. Padişah, devlet ricalı ve ulemâ henüz teşrif etmemişti. Onlar gelene kadar cemaatin üzerindeki tahribatı delillerle tamir etmeye ve kaldırmaya kararlıydı Arap Molla;
- Bakara sûresi ikiyüzelliüçüncü âyet-i kerimesinde meâlen, “O Peygamberlerin kimini kimine üstün ettik…/Tilker rüsülü faddalnâ ba’dehüm alâ ba’din.” Bu âyet-i kerime delil olarak yetmiyor mu? Bu edepsizler daha ne istiyorlar? Ey cemaat-i müslimin başka bir şeye lüzum var mı bilmem ki? DEVAMI YARIN

