Maria, eşkıyaların baskınını hayırlara yorumladı. Yoksa bu civanmert insanla nereden tanışacaktı?
Toparlanıp kalkarken, kıza elini uzattı, Doğan Bey. Pembeleşen Maria, terledi. Utanır gibi oldu. Ne müthiş bir şeydi. Eşkıyaların baskınını hayırlara yorumladı. Yoksa bu civanmert insanla nereden tanışacaktı? Bu kadar yakın nasıl olacaktı? “İşte eli elimde. Nefes alıp vermesini işitiyor, mis gibi kokusunu iliklerime kadar çekebiliyorum…” diyordu bütün kalbiyle.
Doğan, genç kızı incitmeden kollarından tuttu. Ayaklarından da Üryan, kaldırdı sedyeye uzattılar.
- İntikamın alındı ya, hiç üzülme, dedi Doğan Bey.
- Bilakis mutluyum yiğidim. Sizin gibi yiğitlere yakın oldum, güzel insanlarla tanıştım!
Üryan, hiç konuşmadı. Eksikleri görüp istenmeden yerine getirmekle ve Doğan Bey bir şey sorarsa cevap vermekle yetiniyordu.
Bu iki kişilik ordu, sağda, solda cansız yatan cesetlerin arasından geçti, koyu karanlık gölgeli patikadan, aşağı inmeye başladılar.
Merdiven gibi üst üste konmuş taşlara basarak çıktıkları yer kocaman bir mağaraydı. Büyükçe bir kütüğün alevleri hâlâ sönmemiş, girinti ve çıkıntılar üzerindeki titrek ışık ve gölge oyunları, antik tiyatro havası uyandırıyor, ortalığı aydınlatmaya da yetiyordu.
Maria, ömründe görmediği bu kaya boşluğuna ve her biri başka bir köşeye bağlanmış atlara baktı. Kendi atı ve eşyaları aklına geldi. Nasıl diyecekti bu adamlara. Hepsi bir servet olan o kadar altını, mücevheri, Dragon çetesinden kurtarmıştı ama bunlardan nasıl koruyacaktı? Doğan’ı görünce içinden tatlı bir huzur duydu. Acısını da düşündüklerini de unuttu. Bakıyordu gözünü kırpmadan.
Evet, buraya ve bu güzel insanlara kendini teslim etmekten başka çaresi yoktu. Nereye gitse canavar ruhlu insanlar peşini bırakmayacaktı zaten. Oldukça yorgun ve yaralıydı. Otlardan serilmiş yatak gibi şeyin üzerine yığıldı. Karşısında kocaman bir yıldız gibi parlayan ateşe gözlerini dikti. Baktıkça bu ışık gözlerinin içinde büyüyor, kırmızılaşıyor, tatlı baygın aydınlığı yorulmuş, buz kesilmiş içini ısıtıyordu.
Dışarıdan gelen sesle Doğan Bey, mağara ağzına doğru yürüdü.
Merhem süren olmaz kanlı yaraya,
Kiminin dinidir, tapar paraya,
Kırk yıllık dost olsan yine araya,
Fitneler sokulur, çok feci durum!
Daha yeni tanıştıkları, canını kurtaran insanları merak ediyordu Maria. Kimdirler, necidirler? Bilmek, ona göre de dikkatli olmak istiyordu...
Zorlanarak da olsa çıkışa geldi. Kayalardan tutunarak dışarıyı görecek kadar yaklaştı. Kimsecikler ortalıkta görünmüyordu. Aksayarak, taş arkalarına gizlenerek, daha geniş bir alana yürüdü. Gözleri, atların hemen yanı başındaki altın, mücevher dolu kendisine ait sandıklara ilişti. Elinde olmadan üzüldü. DEVAMI YARIN

