Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında bir savunma ittifakı tesis edildi. Bölgesel gerilimler, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, İsrail’in yayılmacı eylemleri ve İran üzerinden ortaya çıkan yeni istikrarsızlık, önceden planlanan Mekke Anlaşması’nın ve bu ittifakın hayata geçişini erkene çekti.
Yıllar önce Türkiye, Katar ile birlikte bir savunma ve dayanışma ittifakı oluştururken Suudi Arabistan bundan hoşnut olmamıştı. Fakat bugün gelinen noktada Suudi Arabistan da Türkiye ile ittifak hâline gelmenin vazgeçilmez bir durum olduğunu anladı. Pakistan’ın bu anlaşmanın taraflarından biri olması ise hayati anlam taşıyor. Nükleer güce sahip Pakistan, Mekke Anlaşması’nı daha da güçlü hâle getirecektir.
Mekke Anlaşması, ismi itibarıyla da derin bir anlam taşıyor. Aslına bakarsanız, taşıdığı mâna ittifakın özünü de anlatıyor.
Peki Türkiye, yeni savunma hatları kurarak ne yapmaya çalışıyor?
Yeni dünya kuruluyor ve kozlar yeniden hesaplaşma masasına getiriliyor.
Türkiye, oyunu bozuyor!..
Şimdiye kadar bölgesel yeniden değişim sürecinin önündeki en büyük engeli İsrail oluşturuyordu. Zaten gayesi de buydu: Bölmek ve hükmetmek...
Fakat Türkiye oyunu bozuyor.
Savunma hattı oluşturmak ve bunun paralelinde kalkınma ve refah kanalları açmak, Ankara’nın temel stratejik aklıdır. Kurulu düzen bozulurken insanlığın en büyük zarar gördüğü şey, kaostan beslenen ortamlardır. Ankara, bir taraftan bölgesel düzen kuruculuğu için ittifaklar oluşturarak savunma hattını genişletiyor, diğer taraftan kalkınma hattını kuruyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun zamandır yeni savunma hatları üzerine hamleler ürettiğine şahitlik ediyoruz. 2025’ten itibaren Ankara’nın ısrarlı adımları da bunun açık göstergesi.
Türkiye’nin Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın Pakistan ve Suudi Arabistan hattındaki görüşme trafiğine baktığımızda, bugün ilan edilen sonucun serüvenini de görmüş oluruz...
Lokal ve bölgesel savunma hatları dönemi
Dünya, güvenlik hatları ve savunma doktrini üzerine çeşitli ve büyük paktlara sahne oldu. Bu ittifakların nerede, ne zaman harekete geçtiğini ve savunmadaki önceliklerini de gördük. Soğuk Savaş dönemindeki paktlar bunun en belirgin örneklerindendi.
Fakat şimdi lokal ve bölgesel savunma hatları dönemindeyiz. Kolektif ittifak anlayışı, ortak hareket için artık her durumda geçerli bir argüman üretemiyor. Bölgesel ve esnek hamleler, daha mobil savunma hatlarını öngörüyor.
Türkiye’nin uzun zamandır inşa etmek istediği bölgesel ve esnek ittifaklar anlayışı, çağın dayattığı gerçekleri daha derinden anlayan bir kapasiteye sahip olacaktır. Bölgesel güvenlik hatları, konjonktürün dayattığı şartları da analizlerinin temeline yerleştirmek zorundadır. Ankara’nın çözüm üretme kapasitesinin farkı da budur.
Mekke Anlaşması ile üç ülke, kendi güvenlik ve savunma doktrinini de devreye sokuyor. Bu savunma hattı, bölgesel anlamda genişleyebilir.
Savunma hattı artık bir ölüm kalım konusudur.
Türkiye’nin savunma ve istihbarat kapasitesi, uzun vadeli çözüm üretme kabiliyeti ve stratejik satranç konusundaki kapasitesi, bölgesel savunma hattında Türkiye’yi olmazsa olmaz bir konuma oturttu.
Farklı ittifakların demirbaşıyız...
Dolayısıyla yeni bölgesel savunma hatlarında, daha esnek hareket alanlarını kapsamak için Türkiye’yi farklı ittifakların demirbaşı olarak göreceğiz.
Yeni dünya düzeni, ittifaklar anlayışını da savunma hatlarını da yeniden şekillendiriyor.
Ve Türkiye, bütün bu ana hatların merkezinde.
Bu bir stratejidir.
Ve uzun vadeli bir hesaplamadır.
Bu akıl, işte "devlet aklı"dır.

