Kaydet
a- | +A

Bir garip heyecan yaşıyordu bugün. Ne bir rüya, ne de hakikat… Masallar diyarında, hayat kadar hakikatti Züleyha’ya göre…

Soğuğa aldırmadan; içinde kaybolmayı göze alabiliyorsan, bulutlar üstünde bir yolculuğa çıkıyorsundur, farkında olmadan. Belki de rüyalar âlemindesin. Tane tane geliyorlar üstüne üstüne. Küçük, pamuktan ışık taneleri gibi nazikçe okşuyorlardı tenini. Sadece birazcık ıslaklık hissedebiliyordu. Küçük bir rüzgârda yeniden uçuşan kar taneleri artık onun en sevimlileri olmuştu. Bundan sonra hep muhabbet, hep dostluk olacaktı dünyasında, ne nefret ne üzüntü...

Bir garip heyecan yaşıyordu bugün. Ne bir rüya, ne de hakikat… Masallar diyarında, hayat kadar hakikatti Züleyha’ya göre…

“Bütün hayallerimi serdim pamuk yığını bulutlar üstüne şimdi” dedi yürüdü Züleyha… Çetin kış soğuğundaki kadar yakıcı değildi artık seraplar. Sadece uçuşan kristal tanelerinin havalandırdığı toz bulutu dağılıp sisler kalkınca ne şahane olduğunu görmüştü etrafındakilerin. Yolun tam ortasında; bir çift ayak izi bırakarak yürüyordu sadece. Kalabalığın içinde tek başına olmak buna mı diyorlardı yoksa…

“Şimdi bir kelebek gibi hafifim. Kanatlarımı çırptıkça daha bir aklaşan ruhumda bir o kadar da sıcak, sımsıcak renklerim var. Beyazlar arasında parıldayıp duruyorum; mavi, yeşil, kırmızı, allı-morlu gökkuşağından küçük bir esinti gibiyim” dedi yürüdü.

Uzaktan evi görünce yavaşladı limana yaklaşmış bir gemi gibi. Sanki birileri vardı ıssız güvertesinde “dur” diyen. Tanımadığı kalp kaptanları sevk-idare ediyordu onu.

Kapıdan içeri adımını atarken; gülsuyu kokan ılık bir buhar yüzüne çarpıverdi. Daha önce hapishane, zindan, karakol olarak gördüğü hânelerinin bu kadar sıcak, bu kadar ferah, bu kadar şirin ve güzel olduğunu da yeni fark ediyordu Züleyha. Kapıyı, buruşuk yanakları al al olmuş anacığı açmıştı gülücüklerle. Bir kucaklaşmaları vardı ki… Kokladılar birbirlerini âdetâ...

- Aaa… Ciğerparem, evladım benim! Nerelerdeydin? Üşümüşsün şöyle ver elini bir ısıtayım.

- Canım anacığım! Bak sana ne aldım?

- Neymiş bakayım? Aaa çok güzel çook memnun oldum! Bu da benden a evladım, Züleyham! Zaten ne zamandır sana vermek için fırsat kolluyordum. Bana da kayınvalidemden yadigârdı.

- Anacığım! Canım benim! Aaa beşibirlik! Çok çok güzel çok!

Git desen de gidemem,

Anneme kin güdemem,

Ateş düştü kalbime,

Kolay inkâr edemem.

***

Dışarıda kar yağıyordu, içeride nur…

Nereden bilebilirlerdi ki o küçücük elleriyle yoğurdukları kar toplarının aslında birer gözyaşı olduğunu…

Nereden bilebilirlerdi ki; bir kelebek misali rüzgârda başıboş uçuşan kar tanelerinin nice keder ve hüznü alıp alıp uzaklara taşıdıklarını…

Nereden bilebilirlerdi ki; bunca yağan ak kanatlı kelebeklerin; kardan tertemiz bir örtü olup kiri-pası ve bütün çirkinlikleri kapattığını…

Maziye şahitlik etmiş, bu akkelebek misali kar taneleri; belki de taşımış oldukları kederden yüklerini öylesine mahzun, öylesine sessiz çığlıklar atarak bembeyaz bir örtüyle ve de bir an önce her yeri kaplamaktaydı; belli ki huzur ve saadete aceleleri vardı… DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR