Hükmedici, şarlatan, maskara, diğer bir ifadeyle zalim, çirkin ve küstahtı. Emellerine kavuşmak için her yol mubahtı ona göre.
Bu sabah yine erkenden kalkmış; “Uyanınız! Uyanınız! Haydi miskinler yeter yattığınız!” diyerek avazı çıktığı kadar bağırdı Kâbus... En büyük mahareti ortalığı velveleye vermekti. Hükmedici, şarlatan, maskara, diğer bir ifadeyle zalim, çirkin ve küstahtı. Emellerine kavuşmak için her yol mubahtı ona göre. Büyük altın ve mücevher naklinde bile en yakını, öz kızını kullanmaktan çekinmemişti.
Zalim olduğu kadar da korkaktı. Kendinden güçlü biriyle karşılaşsa tuhaf hareketler yapar, ya bağırır, ya iyice küçülerek varlığını gizlerdi. Daha mühimiyse hemfikir görünür, birlikte olmak, ortak iş yapmak için tekliflerde bulunurdu.
Türklerin ilerlediğini, er geç buraları da elinden alacaklarını duyunca da bütün Osmanlı düşmanlarını ayağa kaldırmış, Kripto’yu içlerine kadar göndermişti. Aslında cimri olmasına rağmen bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştı.
Gece, geç saatlere kadar sürecek eğlence başlamadan Kripto’yu hususi odasına çağırdı. Bu büyük bir iltifattı. Çok az kişiyi, ancak masallarda görülebilecek şıklıktaki odasına alırdı. Kendi zevkine göre eski şatonun en tepesine yaptırdığı yer, ferah, havadar, gündüz ve gece fevkalâde aydınlık oluyordu. Dört duvardaki geniş pencereler sayesinde, yüksekten, kuş bakışı çevre, her yönden rahatlıkla gözlenebiliyordu. Gündüz başka güzel, gece bir başka güzeldi. Hele yağmurlu, karlı havalarda bulutlara doğru nihayetsiz yükselen, çekicisi olmayan büyük bir Noel arabasını andırıyordu. Duvardan duvara çepeçevre sıralanan oymalı altın kaplama koltuklar, pencere aralıklarını tavana kadar dolduran kristal aynalar, odanın muhtelif köşelerine serpiştirilmiş dedelerinin altın maskları, tunç büstleri, tabanı kaplayan nadide Türkmen halıları ahenkli bir uyum içinde göreni hayran bırakıyor, hipnotize ediyordu.
- Bugün iki sevincim var. Biri prensesime sağ salim kavuştum. Diğeri…
Kızlara altın dolu keseleri veren Kâbus, durakladı bir müddet. Sonra gülümsedi. Hin hin baktı.
- Onu siz de biliyorsunuz!
- !!!
Kâbus, bugün farklıydı. Hızlı hızlı yürüyor, bağırıp çağırıyor, kahkahalar atıyordu. Vâdiye hâkim köşeye oturdu. Hizmetçiler, çeşitli renkli şişelerde dedelerinin dedelerinden kalma, yıllanmış şaraplar ve billurdan kadehlerle çıkageldiler. Fildişi masanın üzerine koydu, geri çekildi, beklediler. Bu arada kapı tıkladı. İnce, insanın içini gösteren ipekten tüllerle tepeden tırnağa kadar bezenmiş üç kız girdi, yerlere kadar eğildiler.
- Sizi dinliyorum!
- Efendimiz, Kripto efendi teşrif ettiler.
- Hemen gelsin.
Kızlar, başları yerlere kadar eğik olduğu hâlde geri geri çekilirken, Kripto da süslü eteklerini toplayarak içeri girdi. Neşeliydi. Arkasında yine aynı şekilde giyinmiş birbirinden güzel kızlar onu takip ettiler.
Kâbus, elindeki dolu kadehle ayağa kalktı. Hizmetçi kızlar, vazifelerini ezberlemişçesine biri bir kadeh, diğeri şarap şişesini, bir başkası da etrafı dantelli bembeyaz peçetelerle Kripto’nun önünde hazır hâlde yerlerini aldılar.
Böbürlenen bir edayla;
- İşte mükâfatın!
Diyen Kâbus’un eli, kızları ve tuttuklarını işaret ediyordu. DEVAMI YARIN

