Kaydet
a- | +A

"Tüccarım... Bir şeyler alır satarım. Vakit yaklaştığı için de bu mübarek camiye geldim, namazımı vaktinde kılayım istedim."

Kendilerine doğru aksak adımlarla ağır ağır yaklaşmakta olan birkaç pirifâniyi görünce sessizce arkadaşını ikaz etti.

- Mevzuu değiştirelim.

Diyerek ihtiyarların duyabileceği şekilde sordu;

- Bey! Yabancısınız galiba?

- Tüccarım. Bir şeyler alır satarım. Vakit yaklaştığı için de bu mübarek camiye geldim, namazımı vaktinde kılayım istedim.

- En doğrusunu yapmışsın.

Yaşlılar, selam verdikten sonra ellerindeki uzunca sopalarını çimenler üzerine koydu, oflaya, puflaya yanına da oturdular. İçlerinden daha dinç olanı, iri elâ gözlerini tanımadıkları bu yabancılara dikti. Önce hâl hatır sordu, sonra, vakit doldurmak için havadan, sudan konuştular.

- Merhaba hoş gelmişsin.

- Merhaba.

- Cemaate rahmet. Cümleten merhaba.

- Hayırdır bey! Nereden gelirsiniz? Pek buralılara benzemiyorsunuz.

- Uzun bir hikâye. Bursa’ya Seyyid Molla Vâiz İbrahim Efendi diye büyük bir zât gelmiş. Onun duâsını alabilir miyim? diye yollara düştüm. Hüsnü cemalini görüp, mübarek elini öpmek isterim.

Cemaat birbirine bakındı. Öyle bir zâtı tanımıyorlardı. Bursa’da eli öpülesi muhteremler vardı. Lakin bu isimde birilerini ilk defa duyuyorlardı. Tereddütleri fark eden birinci tüccar;

- Henüz yeni gelmiş. Kendini setredermiş. Tanımamakta haklısınız. Bu vesile ile duymuş oldunuz artık. Herhâlde duâsını almak, mânevi feyiz ve bereketlerine kavuşmak istersiniz.

- Ne demek? Elbette. Duâya ihtiyacı olmayan mı var?

- Bu fâni âlemde duâ almadan, hayır, hasenat yapmadan göçenlere acımak lazım.

- Doğru söze ne demeli?

- !!!

Tüccarlar, yaşlı adamların açıklamalarından ve alâkalanmalarından memnun kaldılar. Mübarek zâtı nerede, nasıl görebileceklerini de inceden inceye tarif edip vazifelerini tamamladılar şimdilik...

Sakın soğuk su katma, hiç kimsenin aşına!

Hayır dile komşuna, hayır gelsin başına!

Artık işler iyice yoluna girmişti. Mutat toplantılar zamanında yapılıyor. İstihbaratlar titiz bir vaziyette toplanıp sebep, netice münasebetleri kuruluyor, hedefe varılıp varılmadığı inceleniyordu. İlişkilerin olgunlaştığına kanaat getirmişlerdi. Saraylılardan çok kişi Seyyid Molla İbrahim Efendiyi duymuş, bazıları da dergâhın müdavimleri hâline gelmişti. Erkara bunların başındaydı. Yakın bir gelecekte huzura kabul edilebileceğinin müjdesini getirmişti Kripto’ya.
Şark illerinden gelen haber âdeta aklını başından almıştı. Kırk yıl düşünse de bulamayacağı bir imkândı bu. Evet, bu hesapta olmayan Hurufi göçmenlerini kimse uyanmadan bulmalı, saflarına almalıydı. Erkara’nın yardımıyla irtibat kolları kuruldu. Kripto ellerini ovuşturarak sinsice gülüyordu.

Zararın neresinden dönülse kârdır elbet,

Henüz nefes alırken, gecikmeden tevbe et!

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...