Kaydet
a- | +A

Unutulmuşluk tarlasına gömülü bir tohumdun. Gün oldu kök saldın. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetim oldun sonra.

Sevinç, muhabbet, anlatılması zor bir haz içindeydi âdeta;

“Vakit seher vakti… Zulmeti kaldıracak günün kızıl çiçeği açmak üzere ufukta. Karanlığın rahmine sabahın müjdesi düştü az önce. Gecenin nemli toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.

Şimdi daha iyi düşün Doğan, sen de bir zamanlar yokluğun derinliklerinde kayıptın.

Unutulmuşluk tarlasına gömülü bir tohumdun. Gün oldu kök saldın. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetim oldun sonra.

Hatırla ki yalnızlığın toprağında Rabbin bir ihsanı olan Çelebi amcan, dünyalar tatlısı, merhamet abidesi sütannen unutmadı. Seni sahipsiz de bırakmadılar.

Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın, itibarın ufkuna eriştirdi. Akıl, ilim, güç, kuvvet, cesaret ve hepsinden de mühimi hidayet verdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gonca güllerden tebessümler kondurdu akça, pakça yüzüne.

Biliyor musun bu yaşadığın kaçıncı seher vakti ey Doğan? Göz kapaklarının ardına gizlenmekten kurtul artık. Gafletin, uyuşukluğun gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere, huzura. Aç kalbini Hak teâlâya.

Uyan… Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan âlemlerin Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen duâlar ufkuna yüksel. Ebedî saadete eriş bütün kalbinle.

Herkes unutsa bile seni unutmayanları sen de hatırla. İçten duâ et onlara. Rabbini ihlasla zikredenlerden, ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve Mirâcına eşlik et sevgililer Sevgilisinin, aleyhissalâtü vesselâm...”

Doğan Bey’i, hocası Emir Sultan hazretlerinin rabıtasından, derin tefekküründen bir grup insanın taş döşeli yolda yürürken çıkardıkları ayak sesleri uyandırdı. “Sabah namazı için Ulucâmi’ye gidiyorlar” dedi, kalktı.

Bursa, gittikçe derin uykusundan uyanıyordu. Köpek ulumalarına horoz sesleri, açılan kalın avlu kapı gıcırtılarına, yaşlı insanların boğuk öksürükleri, kuş cıvıltılarına rüzgârın bir alçalıp, bir yükselen ıslığı karışıyor, insana tarifsiz bir haz veriyor, yaşama sevincini artırıyordu.

Acı suyu içilmez,

Pınarlara benzeme!

Üzerinden geçilmez,

Sarp dağlara benzeme!

Doğan her gün gelişen,

Sözleriyle çelişen,

Dünya peşine düşen,

Ahmaklara benzeme!

***

KRİPTO AYAKTA!..

Hiç de sevmediği insanlar arasında, sevemediği hayata mecbur olan Kripto, muhtelif minarelerden yükselen ezân sesleriyle uyandı. Kulaklarını tıkadı. Benekli, kıllı kollarını, kızıl saçlarını sarsan bir hıçkırıkla ağladı. “Osmanlı yurdunda bedbaht olduktan sonra üne, şana, şöhrete, mala mülke kavuşsam ne çıkar?” diye söylendi kendi kendine. Bütün ızdırabını unutmak mecburiyetiyle kalktı, pencerenin kalın örtüsünü çekti. Yürekleri hoplatan sesler gittikçe çoğalıyordu azalacağına. Yorganın içine gömüldü. Kaz tüyü yastığın altına kafasını soktu. Hiçbir tedbiri de değişik mesafelerden gelen bu ahenkli yakarışları kesmeye, kapatmaya yetmedi. Mecburen tekrar kalktı. Giyinmek için elbiselerinin başına döndü. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...