"Muhterem Hocam Molla Fenâri ve kıymetli damadım Seyyid Emîr Sultan hazretleri... Paşalarım, beylerim... Alelacele toplanmamızın sebebini tahmin etmektesiniz."
O sultan ki Şarkta, Garpta nice ordulara baş eğdirmiş, Türk’ün şanlı, şerefli tarihini kirletmemiş, lekelemek isteyenlere de fırsat vermemişti. Evlatlarına iftiharla anlatılacak tertemiz bir miras, tarih defterlerine altın harflerle yazılacak ne destanlar bırakmıştı? Ne acılar görmüş, ne sıkıntılar yaşamıştı. İçinde bulunduğu durum kadar onu yıkan hiçbir şeye şahit olmamıştı. Biricik refikası canından çok sevdiği gönlünün ve devletinin sultanı etrafında pervaneydi. Onu bir an olsun mutlu etmek ve neşelendirmek için fırsat kolluyordu...
Hayat arkadaşının ne düşündüğüne aldırış etmeden, yüzüne dahi bakmadan yürüdü. Ak mermer basamaklardan inerken, ruhuna, vicdanına vurulmuş zehirli bir kılıç darbesi gibi inanılmaz bu acıyı bütün bedeninden hâlâ atamamıştı.
“Evet hiç şüphesiz, benim nezaketimi, seyyidlere olan düşkünlüğümü, onlara karşı düştüğüm bir hatayı tekrarlamayı göze alamayacağımı bilen fırsat düşkünlerinin bir marifetiydi bu. Ulucâmi’nin kürsüsünden yalnız bana değil, bütün milletime karşı savrulan o 'cesurca' küfürle, verdiğim imkânlara, yaptıklarıma teşekkür ediyordu herhâlde.”
Diye düşünerek teşrifatçıların arasından her zamanki gibi mermer havuzun başındaki yerini alan vezir, vüzera, ulemâ ve değerli ricalin yanına yaklaştı.
Başta Emîr Sultan, Süleyman Çelebi ve diğer zevat oldukça üzgün, başları önde mahcuptular. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Koca Padişah Yıldırım Han, burnundan soluyordu.
Ayakta bekleyen beylerin, paşaların ortasında bir ileri bir geri yürüdü. Neden sonra başını kaldırdı, etrafına baktı. Herkesi rahat görebileceği hâkim bir yere geldi. Oldukça üzgün olarak konuşmaya başladı;
- Muhterem Hocam Molla Fenâri, ulemâ-i kirâmdan ve kıymetli damadım Seyyid Emîr Sultan hazretleri, ulemâdan Arap Molla, Şuara-i kirâmdan ve Ehibbadan Süleyman Çelebi, şuaradan Şahi ve Ahmedi, değerli Gazi Evrenos’um, adaşım Beyazıd Paşam, paşalarım, beylerim, muhterem pederimin sadık dostları, sizlere olan hürmetim malum-u alinizdir. Alelacele toplanmamızın sebeb-i mucibini tahmin etmektesiniz. Bir hataya düçar olmamak için bu mühim meselede istişare etmek istedim.
Cihat sabrın yarısı, ateşe perde olur,
Büyüktür mükâfatı, mücahid felâh bulur.
Malumunuz Ceddim Osman Gazi’nin ihlas ile temellerini attığı ve muhterem pederimin gecesini gündüzüne katarak bir baştan bir başa mamur kıldığı bu Osmanlı Devlet-i muazzaması bugün derin yaralar almıştır. Sevgili ve şerefli Peygamberimizin müjdesine mazhar olabilmenin tedbirlerini alırken, misafir bildiğimiz, aşımızı, ekmeğimizi yedirdiğimiz, en mükemmel konaklarımızda yatırdığımız nankörler tarafından fitneye düçar olmamız, omuzlarımdaki ağır yükü daha da kaldırılamaz hâle getirmiştir. Siz muhterem ricalin ilim, sadakat ve ihlâsına güvenerek derdimi paylaşmak ve bir nebze olsun rahatlamak istedim.
DEVAMI YARIN

